Ve yarın, Montreal’de, hepiniz gelin
Küçük, ortadan yok olan bir tanrı göreceksiniz,
Ay ışığının aydınlattığı gölde, paramparça uzanan.
Siz hatırlayan ay olacaksınız.
Siz hatırlayan göl olacaksınız.
Öyleyse, o vakte dek -
I almost wish I hadn’t gone down that rabbit -hole - and yet - and yet - it’s rather curious, you know, this sort of life! I do wonder what can have happened to me! when I used to be fairytales. I fancy that kind of thing never happened, and now here I am in the middle of one! There ought to be a book written about me, that there ought!
Senin bana anlattığın enikonu romantik bir öykü, bir sanat romantizmi, diyebiliriz. Böyle romantik bir öykü yaşamanın en kötü yanı şudur ki bittiği zaman kişiyi romantiklikten tümüyle uzaklaştırır.
“Of, anlatamam ki! Ben birisinden çok fazla hoşlandım mı onun adını hiç kimseye söylemem. Onun kimliğinden bir parçayı başkasına teslim etmek gibi gelir bu bana. Gizli kapaklılığı sever oldum zamanla. Çağdaş yaşamı gözümüzde gizemli, büyülü kılabilecek tek şey bu gibi geliyor bana. Gizli tutarsan en sıradan şey bile tatlı, zevkli olabiliyor. Şimdilerde kentten ayrıldığımda gideceğim yeri kimselere söylemiyorum. Söylesem bütün tadım kaçacak. Çocuksu bir huy olabilir, gene de insanın yaşantısına bol romantizm katıyor sanki. Sen beni bu yüzden iyice aptal buluyorsun herhalde, değil mi?”
“Hiç de değil,” diye yanıtladı Lord Henry. “Sevimli Basil, hiç de değil. Unutuyorsun ki ben evli bir adamım;”