Kalabalığın içinde yapayalnız kalmanın acısı bütün ağırlığıyla çökmüştü içine. Bunca insan arasında bir dert ortağı bulamamanın nasıl bir şey olduğunu kimse ondan iyi bilemezdi. Ama kimseyi kınamıyordu. “Ben, çağının dışında kalmış, gam yükünü tek başına yüklenmiş bir insan isem, kim ve niçin benim derdimden pay alsın da şeleğinin ağırlığını artırsın?” diyordu kendi kendine.
“Halk kendini içkiye kaptırmış, çürüyüp gidiyor, artık bırakamaz da bunu... Aileler arasında erkeklerin karılarına, hatta çocuklarına karşı vahşete varan kaba davranışları hep sarhoşluktan doğuyor.”
“Her sabah güneşin doğuşunu kutsarken kalbim eski günlerdeki gibi övgülerle dolu. Ama günbatımının o upuzun, çapraz ışıklarıyla gelen, artık geride kalmış huzurlu bir hayatın sevgili anılarını ve hepsinin üstünde, ruhumuzu dinlendiren, her şeyi bağışlayan Kutsal Tanrı gerçeğini daha çok seviyorum...”