Gizemli, karanlık,felsefi, sorgulayıcı bir metin.Alıştığımız anlatıların çok dışında.Gerçeğin kırılganlığı ile bezeli, gerçekliği parçalı bir yapıyla sunan,yer yer muğlak, gerçek ile hayalin çizgilerinin saydamlaştığı, ilginç,derin, katman katman bir metin.Yazdiğı hikayede tıkanma yaşayan anlatıcının boş bir sokaktan geçerek ulaştığı bir çöplükte ayağına batan bir nesnenin izini sürmesi ile başlıyor her şey. Ama o boş sokak bir geçit bir kapı sanki.Sonrası sırlı, tedirgin edici,tekinsiz...
Nesneden nesneye, anlatılandan anlayana sürüklüyor her şey. Esrarengiz nesnenin peşine düşerken iki yıldır kayıp Viola'nın da izini sürüyor anlatıcı.Gerisi bolca felsefe, geçmiş, mitoloji, coğrafya...Prag(bana Prag gibi geldi) solgun bir silüet gibi beliriyor satırların arasından . Afganistan'dan İngiltere'ye hareketli bir zeminde ilerliyor eser. Her anlatılan başka bir nesneye götürüyor bizi, nesneler bir karaktere dönüşüyor adeta.Gerceğin sınırları muğlaklaşıyor.Biraz varoluşsal sancılar,biraz toplumun içinde görünmez olmakla ilgili.Sisteme sanatla direnişin çok nahif bir örneğini de barındırıyor.
Eser içinde eser,değişen gerçeklik algısı, katman katman sabırla açılan bir eser.Her gezdiği sokak her tanıdığı insan farklı bir noktaya götürüyor ,her yeni nesne ayrı bir hikaye ama izini sürdüğü nesnenin yolunda ayrı bir tuğla. Zihnin labirentlerinde kaybolduğumuz ,yavaş okunması gereken bir eser. Akıcı olduğu hâlde düşündürücü, okuması çok kolay diyemiyorum,dili lezzetli ama dağıla dağıla yol alan bir metin. Ama okurun zihnini kışkırtan, bırakmayan bir tarzı da var ,derinlere daldıkça hep okumak istiyorsunuz, o tekinsiz hava ve peşine düşülen sembol esir alıyor zihni, merakla tetikliyor okuru.Yazarin hayal gücü çok zengin, belli ki beyni çok farklı çalışıyor,hayran kaldım.Bu ay ikinci