Yüzlerce dağınık ve birbirinden kopuk olgu, öğrencilerin kafasına tıkılmaktadır; zamanları ve enerjileri daha çok ve daha çok olgu öğrenmekle harcanmakta böylece de düşünmeye pek az
enerji kalmaktadır.
Elbette, olguları bilmeksizin düşünmek boş ve kurgusal bir edim olarak kalır; ama tek başına "bilgilendirilme" de bilginin yokluğu kadar büyük bir engel oluşturabilir.
Ergen bireyler gelişmelerini engelleme eğilimi gösteren ve ondan daha zayif olduklari için buyruklarina uymak durumunda bulunduklari diş dünyayla olan çatişkilari sonucunda bir ölçüde düşmanlik ve başkaldiri duygulari taşirlar. Bu karşit tepkiyi ortadan kaldirmak, eğitim sürecinin belli başli amaçlarindan biridir. Bu çatışmadan yorulan birey duygularını dile getirmekten vazgeçmeye başlar ve zaman içinde duygudan da tümüyle vazgeçer.
Bizim kültürümüzde, eğitim daha çok kendiliğindenliğin
ortadan kalkması ve kişinin kendinden kaynaklanan özgün ruhsal edimlerinin yerine dışardan zorla benimsetilen duygu, düşünce ve arzuların konulmasıyla sonuçlanır.
Düşüncelerimizi ifade etme hakkı, ancak ve ancak, kendimize ait düşüncelere sahip olabilmemiz halinde bir anlam taşır ;
dış yetkeden bağımsız olmak, ancak ve ancak içsel ruhbilimsel koşulların, kendi bireyselliğimizi kurmamızı olası kılması halinde uzun süreli bir kazanç sayılabilir.
FAŞİZM; bireyin özünün güçsüzleştitilip ,önemsizleştirildiği toplumlarda yükselir. Kendine yabancılaşan birey, acımasız faşist simgede kendi korkak benliğini telafi eder.