Aristofanes’in söylediğine göre ilk insanlar hem iki cinsin cinsel organlarıyla hem de iki yüz, dört el ve dört bacak ile donatılmışlardı. Bu ucubevi yaratıklar yanlamasına ve çok hızlı hareket ediyorlardı, ayrıca çok da güçlülerdi. O kadar güçlülerdi ki tanrılar onların üstünlük kuracaklarından endişelenmeye başladılar.
Aşk her insanda mevcuttur, aslımızdaki diğer yarımızı arar, iki kişiden bir kişi yapmaya çalışır ve insanın doğasından kaynaklanan yarasına ilaç olur. Her birimiz bir bütün insanın eşleşen yarılarıyız ve her birimiz bize uyacak o diğer yarımızın arayış içindeyiz.
İnsanları güçsüzleştirmek isteyen Yunan tanrılar kralı Zeus bu yaratıkları ikiye bölmeye karar verdi ve oğlu Apollon’a bölünen yaratıkların yüzlerini kesik tarafa çevirmesini emretti ki böylece her bir kişi kesilip ayrıldığını görmüş olacak ve düzen sağlanmış olacaktı. Eğer ki insanlar yine bir tehdit oluşturacak olurlarsa, Zeus onları yine kesip bölecek ve böylece tek ayak üzerinde zıplamak zorunda kalacaklardı.
Bölünmüş insanlar sefil bir haldeydi, der Aristofanes: “Her biri diğer yarısının hasreti içindeydi; bu yüzden, birlikte tekrar büyüyebilmek için birbirlerini sarıp sarmalarlardı.”
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
GERÇEKLİK NEDİR?
Beynin biyolojik iç yapısı deneyimlerimizi nasıl oluşturur? Zümrüt yeşilinin görüntüsünü, tarçının tadını, ıslak toprağın kokusunu? Ya size deseydim ki çevrenizdeki dünya, bütün zengin renkleriyle, dokusuyla, sesleriyle ve kokularıyla yalnızca bir yanılsama; beyninizin sizin için tasarladığı bir gösteri? Gerçekliği olduğu gibi algılayabilseydiniz, onun renksiz, kokusuz, tatsız sessizliği karşısında donakalırdınız. Beyninizin dışında kalan her şey, enerji ve maddeden ibarettir. Milyonlarca yıllık evrim süreci boyunca, insan beyni bu enerji ve maddeyi zengin bir varlık deneyimine dönüştürmede ustalaşmıştır. Ama nasıl?
BEN KİMİM?
İnsanlarla yaptığınız günlük konuşmalardan kültür birikiminize kadar, yaşamınız boyunca kazandığınız bütün deneyimler, beyninizdeki mikroskobik ayrıntıları biçimlendirir. Nöral açıdan bakıldığında kim olduğunuz, nerede bulunmuş ve neler yapmış olduğunuza bağlıdır. Beyniniz yorulmak bilmeden biçim değiştirir ve sahip olduğu devreler sistemini sürekli olarak yeniden kurar. Deneyimleriniz benzersiz olduğundan, beyninizdeki nöral ağların içerdiği geniş ve ayrıntılı örüntüler de benzersizdir. Beyniniz yaşamınız boyunca değişmeye devam edeceğinden, kimliğiniz de aslında yer değiştiren bir hedeften farksızdır; nihai varış noktası yoktur.
KISA BİR ÖZET
Yaşama isteği, her canlının genetiğine kodlanmıştır. Beslenme ve savunma hayatta kalmanın iki önemli unsurudur. Vahşi doğada bulunan hayvanlar aleminde olduğu gibi insanlar aleminde de kıyasıya bir hayatta kalma yarışı vardır.
İlk çağlarda insanlar şimdikinden daha güçsüz ve diğer vahşi hayvanların avı pozisyonundaydı. Ulaşabildikleri yiyecekler yere yakın mesafelerden topladıkları bitki ve meyveleri. Bunun yanı sıra küçük ve yavaş olan hayvanları avlayarak hayatta kaldılar. Nüfus arttıkça besin ihtiyaçları çoğaldı ve yeni kaynak arayışına girdiler. Yaşadıkları bölgedeki gıdalar yetersiz kaldığında yeni topraklara göç ettiler.
Topluluklardaki insan nüfusu arttıkça bireyler arasındaki uyumu sağlayabilmek ve sistemli hareket edebilmek için bazı kurallara ihtiyaç duydular. Dinlerle ve kanunlarla toplumun düzenini sağlamayı, işbirliğini artırmayı amaçladılar.
Vahşi doğada av veya avcı olursun. Karşındaki türü avlayabilmen için yeni yollar bulman gerekir. İnsanın düşünebilme kabiliyeti zamanla diğer türlerden daha üstün olmasını sağladı.
İnsanlar avlanma ve savunma için organize olduklarında daha az tehdit ve daha çok yiyecek elde ettiler. Alet yapabilmeyi öğrendiğinde yavaş yavaş besin zincirinin en üstüne yerleşti. Artık diğer tüm hayvan türleri birer rakip değildi, kendi aralarında bir rekabete giriştiler.
Daha verimli topraklara sahip olabilmek, daha refah yaşayabilmek için topluluklar arasında çekişmeler, kavgalara, çatışmalara ve hatta savaşlara yol açtı. Sonu gelmeyen bir silahlanma yarışına girişildi. Karşıt gruba galip gelebilmek için yeni icatlar, yeni sistemler geliştirildi.
İnsan ilk çağlarda canlıların hayatta kalma yarışında rakiplerinden çok çok gerideyken, düşünebilme yetisinin sayesinde şimdilerde açık ara