David Eagleman

David Eagleman

Yazar
8.5/10
552 Kişi
·
1.161
Okunma
·
112
Beğeni
·
4.225
Gösterim
Adı:
David Eagleman
Unvan:
Amerikalı nörolog ve yazar
Doğum:
Albuquerque, New Mexico, Amerika Birleşik Devletleri, 25 Nisan 1971
Psikiyatri ve Davranış Bilimleri Bölümü Stanford Üniversitesi'nde misafir doçent olarak görev yapan Amerikalı yazar ve nörolog. David Eagleman aynı zamanda Bilimler ve Hukuk Merkezi'nin müdürü olarak görev yapmaktadır
İçinde doğduğunuz aile, içinde yaşadığınız kültür, arkadaşlarınız, işiniz, izlemiş olduğunuz her bir film, yapmış olduğunuz her bir sohbet sinir sisteminiz üzerinde iz bırakmıştır. Bu kalıcı, mikroskobik izler birikerek sizi siz yapan bütünü oluşturur ve nasıl birine dönüşebileceğinizle ilgili sınırlamalar getirir.
David Eagleman
Sayfa 23 - Domingo
Psikologlar, bir şey okurken bir yandan da bir kalemi dişlerinizin arasında tutarsanız, okuduğunuz şeyi daha komik bulduğunuzu keşfetmişlerdir. Bunun nedeni, beynin yorumunun yüzünüzdeki gülümsemeden etkilenmesidir.
Herkeste olmasa bile pek çok kişide güçlü bir intikam güdüsü vardır: Görmek istedikleri şey rehabilitasyon değil, cezadır.
Acı içindeki birini izlemek ile acıyı hissetmek, aynı nöral mekanizmadan yararlanır. Empatinin temeli de budur.
Bir başka kişiyle empati kurmak, o kişinin acısını sözcüğün tüm anlamıyla hissetmek demektir.
David Eagleman
Sayfa 173 - Domingo
Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolu, genellikle o şeyin yokluğunda dünyanın neye benzediğini görmektir.
David Eagleman
Sayfa 166 - Domingo
Beynin, özellikle de insan beyninin en etkileyici yönlerinden biri, önüne gelen neredeyse bütün işleri öğrenme esnekliğine sahip oluşudur.
'' Beni bende demen bende değilem
Bir ben vardır bende benden içeru ''

demiş Bizim Yunus yıllar önce alter egoya işareten. '' Bir ben var benden içeri '' kendini bilmenin, içe yönelişin zirvesi olan bu Yunusça sözü, Eagleman beyin ve bilinç özelinde günümüze uyarlamış şekli ile anlatıyor bu kitapta. Sabah uyandığınızda sizinle birlikte uyanan '' ben '', bilincin veya beynin yaptığı tüm aktivite içinde ne kadar rol oynar? Kitaptan ilhamla bir benzetme ile anlatacak olursak; kendinizi Oasis of the Seas gibi utanmasa gövdesini yarım kilometre uzunluğa tamamlayacak olan devasa bir transatlantikte hayal edin. Geminin o bütün ihtişamına, arkasındaki devasa mühendisliğe, insanın aklına tevrende attıran o tasarımına oranla, güvertede pejmürde ve ağzı açık bir şekilde dolaşan siz ne iseniz, bütün bilincinize ve zihinsel aktivitenize oranla farkında olduğunuz '' ben '' iniz odur.

Peşrev kısmını geçmeden evvel kitabın yazarı David Eagleman hakkında biraz bilgi verelim. Öncelikle konuyu biraz uzatacak olmamı kendisine duyduğum hayranlığa verin ve makul karşılayın lütfen :) Eagleman'i gözümde bu kadar özel yapan şey nedir derseniz; Einstein 'ın bilimsel dilde çok yol gösterici bir sözü vardır, '' Everything should be made as simple as possible, but not simpler.'' yani; '' Her şey mümkün olduğunca sadeleştirilmeli, fakat basitleştirilmemelidir. '' Eagleman kullandığı dil ve anlatım tekniği ile bu basit ama etkileyici kuralın en büyük uygulayıcılarından. Ancak fazlasıyla hakim olduğunuz konular üzerinde bu kadar açıklayıcı bir dil kullanabilirsiniz. Nörolog olmasına ve bu alanda yapılan en karmaşık çalışmalarda rol almasına rağmen, kullandığı üslup o kadar yalın, açıklayıcı ve sürükleyici ki kitabı hiç sıkılmadan ve heyecan içinde okuyup nasıl sonuna geldiğinizi anlamadan bitiriveriyorsunuz. Yazarın anlatımını görmek isteyenler, buradan hayran olmaya başlayabilirsiniz; https://www.ted.com/...s_for_humans#t-11682

Burada belirtmek istediğim bir diğer nokta herkesin anlayabileceği seviyede anlatılmış olmasına rağmen yazarın kaynak konusunda gösterdiği hassasiyet. Kitap toplamda 294 sayfadan oluşmasına rağmen kaynak kısmına 60 sayfa ayrılmış. Bu da yazarın bilimsel gerçekliğe ne kadar önem verdiğinin bir ispatıdır sanırım. Kendisinin diğer kitabı olan Beyin kitabını okumuş biri olarak söyleyebilirim ki bu adam kesinlikle daha fazla okunmayı ve bilinmeyi hak ediyor.

Yaklaşık bir buçuk kiloluk bir et parçasının dünyayı bu kadar şekillendirebilmesi muazzam bir şey. Varız ama varlığımızın da farkındayız, bunun üzerine düşünebiliyoruz, sorgulayabiliyoruz, çevremizdeki hemen her detay üzerine analizler yapabiliyoruz ve bütün bu harika işleri yine bu 1.5 kiloluk pembe et parçası ile yapıyoruz. Ne müthiş bir durum. Şuan bunları yazarken, farklı zamanlarda bu konu üzerinde düşünürken de insanın hayretten gözü doluyor. Bu azametin karşısında secde edesi geliyor insanın. İnanan biri iseniz bu mükemmel yaratımı yapan secde edilesi, inanmayan biriyseniz de böylesine mükemmel bir seçilim yine secde edilesi. Evet biliyorum fazlasıyla uzatıyorum ama kitap okuyan insanlar ile de bu konuda gevezelik edemeyeceksem bu harika organ üzerine nerede konuşabileceğim :/

Beynin çalışma şekli toplamda yeni ana başlık altında incelenmiş. Birinci bölüm olan '' Kafamın içinde biri var ama o ben değilim '' bölümünde Freud'un ' İd, ego ve süperego ' olarak tanımladığı karmaşık benlik kavramı tartışılmış. Günlük hayattaki eylemlerimizin çoğunu beyinlerimiz otomatik pilot üzerinden yapar. Bilinçli zihnimiz işleyişin aksamaması açısından bilincin altında işleyip duran bu dev mekanizmanın farkında dahi olmaz. Peki bu durumda günlük eylemlerimizin ne kadarından doğrudan sorumlu oluruz? Ya bunu yapan '' ben '' mi, yoksa bizim bilemediğimiz '' ben '' den üstün bir varlık mı? Tüm bu soruların cevabı bir giriş niteliğinde işleniyor bu bölümde. Daha sonra ikinci bölüm olan '' Duyuların Tanıklığı '' kısmında deneyim dediğimiz şeylerin aslında ne olduğu, bunu nasıl algıladığımız ve deneyimlere bağlı oluşturduğumuz anılar işeniyor. Sonra konular sırasıyla '' Aradaki boşluk; Zihin '', '' Düşünülebilir Düşünceler '', '' Bir rakipler takımı olarak Beyin '', '' Sorumlu tutulabilirlik sorusu neden özünde yanlıştır? '' ve '' Hükümdarlıktan sonra yaşam '' şeklinde devam ediyor.

Sadakat geninden renklerin tadını almaya, hırsızlıktan pedofiliye, suç işleme mekanizmasından kaza geçiren insanlardaki karakter değişimlerine, aldatmadan optik yanılsamalara kadar çok geniş konu başlıklarını bir araya getiren Incognito, zihnimizin işleyiş mekanizmalarını ve benlik- altbenlik olgularını açıklama konusunda okuduğum en iyi kitaplardan biriydi.

Son olarak değinmek istediğim bir nokta daha var ki o da incelemelerde işaret edilen evrim konusu. Kitapta işlenen evrim hepimizin aşina olduğu biyolojik evrim değil '' bilişsel evrim ''dir. Bilişsel evrim nedir peki; Ellili yıllarda ortaya çıkmış bir araştırma, düşünce ve bilim akımıdır. Davranışsal psikoloji büyük ölçüde buradan ilham alır. İnsanlık tarihi boyunca işlenmiş her eylem ve tecrübe kabul etseniz de etmeseniz de insan zihnini dolayısıyla da kişiliğini şekillendirir. Bu konuda daha önce okuduğum iki tane deneyi bulunca tekrar incelemeye ekleyeceğim. Ayrıca bir not daha ekleyecek olursak; '' Tanrı var o zaman evrim yalan '' ya da '' Şimdiki insanlar neden maymun olmuyor '' diyerek evrimi sığ bir görüşle reddedenler ne kadar ideolojik bakıyorsa, '' Evrim var demek Tanrı diye bir şey yok '' diyen de evrime o kadar ideolojik yaklaşıyordur. Evrimi inançla yarıştıranlar ideolojilerini saplantı haline getirenlerdir. Lütfen bu kadar dar düşünmeyin. İkisi kulvarları tamamen farklı olan konular. Ve bu kitap hakkında evrim düşmanlığına dayanılarak yazılan olumsuz yorumlara da itibar etmeyin. Bir beyin taşıyan herkese şiddetle öneririm; okuyun, okutun efendim :)

Not: İş bu inceleme işyerinde kısa bir arada hızlı hızlı yazıldığından düşüncelerimi tam olarak yansıtamadığından güncellenecektir. Keyifli okumalar :)
Bilim ve onu temsil eden bilim adamlarının amacı, ulaşmak istediği nihai sonuç objektif gerçekliktir. Eskiden bilim nesnel varlığın (3 boyutlu varlık alemi) objektif gerçekliğini izah etme üzerine yoğunlaşmıştı. Öznel varlığın (subje ve onunla ilgili olgular) yorumlanması daha çok felsefecilerin üstlendiği konuydu. Artık şimdi bilim adamları din(!)den sonra felsefeyi de yetersiz bularak, var olan, olup biten her şeyin bilimsel açıklanabileceği inancindadirlar.Son zamanlarda çıkan eserler ve hatta elimde okuyup incelemesini yapmakta olduğum bu eser de bende böyle bir izlenim bırakmıştır.

Isminden belli olduğu gibi kitap beyinle ilgilidir. Bu kitabın farkı, beynin anatomi veya fizyoloji kitaplarında bahsedilen yapısı ve fonksiyonlarından bahsetmiyor olmasıdır. İnsanın subjektif gerçekliginin en çok tezahür ettiyi yer beyindir.Düşünüyoruz beyinde, acı çekiyoruz beyinde, görüyoruz beyinde, duyuyoruz beyinde, karar veriyoruz beyinde...vb. İşte bu kitapta, bu ve bu türden beyinde gerçekleşen, nesnel diyemediğimiz, boyut biçemediğimiz gerçekliğin altında yatan , olup biten objektif gerçekliği sorgulamak ve açıklığa kavuşturmak amaçlanıyor.Yazarın kendi ifadesiyle; "derin bir sorgulama düzeyi yakalamak." Okurken elinizde olmadan böyle bir sorgulama düzeyi yakalayacaksınız.

Kitabın bazı yerlerinde "yok artık" demiştim. Yazar, dilimizle hatta kol ve bacaklarımızla da görebilecegimizin nörolojik olanağından bahsediyor.Bunun gibi nice şey. Kafatasımızın içinde bu ķüçücük fiziksel malzemenin inanılmaz "işler çevirmesine" çok farklı bakış açısı ortaya koymakla D.Eagleamen beni büyülemiş durumda.

Sorguladım ve bir anlamda da ürktüm kendimden.I am a the brain man!
Kesinlikle önerdiğim bir kitap.Eğer beynin işleyişi sizi etkiliyorsa, çoğu yerde çokça şaşıracağınızı ve sizi düşünmeye sorgulamaya iteceğini düşünüyorum.En azından bende öyleydi.

Bu arada bazı arkadaşlar, garip bi şekilde yıllarını sinirbilime vermiş ve dünyanın en ünlü sinirbilimcisi olarak gösterilen bir bilim adamının evrimden bahsetmesini -ki evrim hakkındaki azcık bilgi seviyeleri ile- cehalet olarak vurgulamışlar.Arkadaşlara şaşırmamak elde değil.Cehalet, fazla cesaret veriyor.


Kitabı daha çekici kılacağını düşündüğüm bir metin:
"Bilinciniz, koca bir transatlantik buhar gemisinde yolculuk yapan ama kıyıda köşede kalmış bir kaçak yolcudan farksızdır; yolculuktan nasiplenmiştir ama derinlerde işlemekte olan o heybetli mühendislik gözüne görünmez bile. Bu kitap, işte bu şaşılası olguyla ilgilidir."
Ve... Sonraki Hayattan Kırk Öykü. David Eagleman hayatın amacını arayan bizlere kırk alternatif son sunuyor bu kitabında. Hiçbiri imkansız değil ve hepsi olabildiği kadar saçma. Bu hikayelerin hiçbirinde, klasik dini ya da bilimsel açıklamalar yok ve hemen hiçbirinde tanrı (ya da adı hikayede her neyse) mükemmel değil. İster saçma deyin, ister kafirlikle suçlayın David Eagleman'ın uçsuz bucaksız hayal gücünü ve bunu bize aktarırken kullandığı o mükemmel dili (bilim insanı olmasına rağmen) görmezden gelemezsiniz. Benim gibi kitaplarda eğlenceyi esas alan birisi için tam kıvamında bir kitap.
Kitapta beyin ve beyinle alakalı veya beyinle alakalandırıla bilecek konular bilimsel ( nörolojik) olarak değerlendirilmiştir. Yazar, bahsettiği konularda en doğru yaklaşımı yakalamış ve bilim dünyasına son yılların en başarılı eserlerinden birini sunmuştur diyebilirim. Çok keyif alarak okudum, çok etkilendim ve tüm okurlara tavsiyemdir.
Çevirmene ve yayın evine başarılı çalışmalarından dolayı teşekkürler. Kitaba gelince belki de insan duyguları ve beyni ile okuduğum en ilginç kitaptı. Okuyan her kesin insan'a bakış açısını etkileye bilecek ve belki de yeni bakış açısı ortaya koyacak türden başarılı bir eser olduğu tartışılamaz. 10/10.
“Ne inanılmaz, ne şaşırtıcı bir şaheserdir beyin. Ve bizler de ne şanslıyız ki, dikkatimizi ona yoğunlaştırmamıza olanak sağlayan teknoloji ve iradeye sahip bir neslin üyeleriyiz. Evrende keşfetmiş olduğumuz en harikulade şey bu: Beynimiz, yani ta kendimiz.”

Son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan birini olabilecek en iyi şekilde tanıtıp iştahınızı kabartma niyetiyle bu incelemeyi yazıyorum. Umarım gerçekten ilginizi çeker ve okursunuz. Zannetmiyorum ki bu kitabı okuyup da en ufak bir zevk almayan bir kişi çıksın. Hele benim gibi öğrenmeye aç, bu tarz şeylere merakı olanlar okumaya başlar başlamaz yalayıp yutacaklar kitabı. Gerçekten ama gerçekten kütüphanenizde bulunması gereken bir kitap. Baştaki alıntı kitabın çok hoşuma giden kapanış cümleleri... Bu dünyada tam anlamıyla mükemmel bir şey var mıdır bilmem ama varsa o şey beyindir; yoksa da o mükemmele en yakın şey yine beyindir.

Geçen sene tıp 2. sınıf öğrencisiydim ve Nöroloji komitemizde iki buçuk aya yakın bir süre sırf beyinle ilgili şeyler öğrenip çalıştım. Fizyolojisinden anatomisine, patolojisinden embriyolojik gelişimine kadar beyne kapsamlı bir bakış attım. Bu organa ilgim de o dönem başladı. Şansıma okulun kütüphanesinde çok harika bir kitaba (Yaratıcı Beyin) rast geldim. Sonra internetten videolar, sayısız okumalar vs. Şimdi olduğum yerdeyim.

David Eagleman’ı da geçen sene o zamanlar internette bu araştırmaları yaptığımda videolarıyla keşfetmiştim. Gördüm ki aslında baya popüler bir nörobilimciymiş. Türkiye’de de hatırı sayılır bir okur/takipçi kitlesi varmış. Kendisinin 6 bölümlük harika bir “Beyin” belgeseli var. YouTube’da yüklü bazı bölümleri var, eksiksiz tüm bölümler de bu linkte: http://okyanusum.com/tag/david-eagleman En azından ilk bölümü izleyin, geçen süreye değeceğine söz veriyorum. Öyle sıkıcı, tekdüze, insanı bayan belgesellerden değil. İzlerseniz göreceksiniz zaten. Özenilerek yapılmış bir iş olduğu belli ki kitap da ha keza öyle titizlikle hazırlanmış. Eagleman gibi işinin hakkını veren insanlar, onların yaptıklarının meyvesini yiyen diğer insanlar için lütuftur.

Kitaba gelirsem ne yazacağımı, neresinden tutup öveceğimi gerçekten zerre bilmiyorum. Bestseller kitaplara çok itimâdım yoktur hatta hayal kırıklığına uğradığım birkaç acı denemeden sonra önyargım bile oluştu diyebilirim ama bu kitap “çok satanlar” listesinde olmayı sonuna kadar hak ediyor ve okuduğum için mutluyum.

Kitap görme olayının teferruatından beyinle kuantum fiziği arasındaki ilişkiye kadar pek çok konuya değiniyor. Çok ilginç, yaşanmış örnekler verip o örnekler üzerinden akıl yürütüyor başta sorular soruyor. Siz de bi yandan hayrete düşüp bi yandan bunlara açıklama bulmaya çalışıyorsunuz. Mesela kafasına sol yanağından girip sol gözünün arkasından çıkan bir demir çubuktan sonra yaşamaya devam eden (ölmemesi doktorları hayrete düşürmüştür) bir demiryolu işçisi... Bu talihsiz olaydan sonra beyninin fincan yarısı büyüklüğünde bir kısmını kaybediyor ama kendini iyi ve sağlıklı hissediyor. Buraya kadar problem yok ama iş arkadaşları tarafından zeki, saygılı ve anlayışlı biri olarak bilinen bu işçi kazadan sonra ani bir karakter değişimi yaşıyor. Olur olmadık yerde ağza alınmaz küfürler ediyor, istediği şey yerine gelmeyince ortalığı toz duman eden öfkeli, aksi, kaprisli birine evriliyor ve işverenleri de işine son vermek zorunda kalıyor. Çok ufak bir beyin parçası kaybının böyle büyük bir değişime yol açması şaşırtıcı geldiyse boyutları mikroskobik düzeydeki, en ileri aletlerde bile zor görebildiğimiz saç telinden bile daha ince yapıdaki virüsleri, bakterileri düşünün. Bizi nasıl elden ayaktan kesebiliyor bu kadar ufacık yaratıklar. Ya da birkaç gram bile etmeyen uyuşturucu maddeler, çok az miktarda alındığında bile nasıl bu kadar büyük etkiler gösterip bizi uyuşturuyor, hareketlerimize ve duygularımıza yön verebiliyor?

Beyin böyle her şeyden kolayca etkilenen ve irademiz dışında sergilediğimiz pek çok olayın komuta merkezinde olan bir yerse yaptığımız şeylerden gerçekte ne kadar sorumluyuz? Şizofreni ya da parkinson hastası kişileri düşünün. Uyurgezer insanları. Kanıtlanan nörolojik bir bozukluğu olan kişi somut bir suç işlese, bir katliama imza atsa bile cezaevine gönderilmiyor. Yaşanmış örnekler var okursanız göreceksiniz. Çünkü davranışlarından o değil beynindeki bozukluk sorumlu ve cezaevinde kaldığı sürede de bu değişmeyecek. Cezaevlerinin mantığı ıslahsa asla ıslah olmayacak insanları orda tutmanın mantığı yoktur ve hastaneye yatırılmak gibi başka türden yöntemlere başvurulur. Sonuçta toplum düzenini tekrar bozma ihtimali olan, suç işleyebilecek birini masum olsa bile devlet öylece salıveremez. Tehlikeliyse insanlardan uzak tutmak zorundayız.

Kitapta bu tarz hastalıklardan, bozukluklardan muzdarip insanların pek çok öyküsü var. Beyinle ilgili yapılmış pek çok deneyin donuçları, istatistiksel veriler ve epey ilginç çıktılar var. Adınızın baş harfi aynı olan birini eş olarak seçme ihtimalinizin daha yüksek olması gibi ilginç istatiksel veriler ve böyle çoğu kararı alırken de aslında farkında değilsiniz çünkü bilinçdışınızda işleyen olaylardır. Bilincinizin farkında olmayıp müdahale edemediğiniz kısmı aslında sizinle ilgili çoğu şeye karar verir ve oraya erişiminiz çok kısıtlıdır.

Biraz materyalist bir yaklaşım olacak ama şöyle varsaymak mümkün: televizyon gibi beynimiz de çeşitli alt birimlerden ve devrelerden oluşmaktadır. Duygu, düşünce ve davranışlarımız da bu mekanizmanın faaliyetlerinin çıktısıdır. Bu sisteme zaman zaman müdahale edebiliyoruz. İlaç verip sistemi devre dışı bırakıp sakinleşebiliyoruz. Sistemdeki bazı arızaların ise telafisi bazen zor oluyor ve maalesef şizofreni, bipolarlık, sara gibi hastalıklarla yüz yüze gelebiliyoruz.

Anlattığım gibi olsaydı her şey, bizim özgür irademiz diye bir durum mevzu bahis bile olamazdı. Ruh dedğimiz şeye de gerek kalmazdı. Telefon gibi, bulaşık makinesi gibi çeşitli mekanizmalarla işleyen birer robot sayılabilirdik ama değiliz. En azından bugüne kadar kanıtlanamamış anlattığım varsayım. Ne ispatlanabilmiş ne ekarte edilebilmiş yani.

Biz her şeyden etkilenebilen, oldukça açık ve sonraki adımını saptaması bazen imkansız olan varlıklarız. Genetiğimize de çevremize de bağlıyız. Kısıtlıyız. Bir suçluyu cezaevine tıktığımızda verdiğimiz ceza süresinin yeterli olacağından emin olamıyoruz. Dışarı çıktığında tekrar aynı suçu işler mi işlemez mi bilemiyoruz. Bırakalım sadece sınırlı bir süre zarfında tanıdığımız, hayatımızda bir daha hiç görmeyeceğimiz yabancıları; kendimizin bile ne yapacağını bilmiyoruz bazen. Kendimizden dahi emin olamıyoruz. Bugün gülüp geçtiğimiz bir olaya yarın başka bir psikolojideyken sinirlenip dellenebiliriz. Sınıflandırmalar hep eksik, tanımlamalar hep kusurlu ve kapsayıcılıktan uzaktır bu yüzden. Söz konusu insan oldu mu %100 diye bir şey olmuyor. Biz sabit, kontrol edilebilir aletler değiliz ki yer çekimini ölçtüğümüz gibi hislerimizi, tepkilerimizi ölçelim ya da yüksek ihtimalle öngörebilelim.

Kitap işte bu bilinmezliği anlama yolculuğunda bir serüvene çıkarıyor bizi. Sorularımıza cevap bulabiliyor muyuz, çoğunlukla hayır. Varsayım ve tahminlerden öteye geçemiyoruz ama yolumuza ışık tutan bilgilerle öyle bir aydınlanıyoruz ki hiçbir şeye değişemiyorum bunun zevkini. Bir kitabın hayata bakışınızı değiştirmesi, önyargılarınızı kırması, sizi insanlara ve olaylara farklı baktırması inanılmaz bir şey. Baştan aşağı yenilenmiş ve donanımlanmış gibi hissediyorum. Fırsatını bulduğumda tekrar okuyup tekrar yeni bir ben oluşturmak isterim.


Anlatım öyle sade ve anlaşılır ki ben terminolojiyle dolu bilimsel bir şey bekliyordum ama Eagleman basitleştirebildiği kadar basitleştirmiş olayı. Konunun özünden ödün vermiş demiyorum Latincesini kullanabileceği yerlerde İngilizcesini (bizde Türkçesi) kullanmayı tercih ettiği kelimeler var ki işin içinde olsanız anlardınız tıp eğitimi falan alınca inanın o dil beyninize yerleşiyor latincesini otomatik olarak tercih ediyorsunuz. Alın bölgesi değil frontal bölge demek daha tercih edilir bir şey bir sağlıkçı için ama Eagleman dediğim gibi kolaylaştırabildiği kadar kolaylaştırmış.

Bu kitaptan kendinizi mahrum etmeyin ve Eagleman’a güvenin...
Belgesel tadında bir kitap.Kara kutu beyin hakkında bildiklerinizin birçoğunu unutmanızda fayda var hatta. Görme, denge, karar verme vb. gibi aşamalarda bilinçli hareket ettiğimizi sanarken, aslında gizli bir mekanizma tarafından nasıl kontrol edildiğimizi öğrenince şaşıracaksınız. Beynin gün ışığına çıkmamış sırlarını merak edenler okumalı!
Kitabı okuduktan sonra insanları bilinç ve bilinç dışı olan otonomik hareketleri ayırt ederek eleştireceğime şüphe yok. Beyin ve zihin kavramları için prospektüsü diyebileceğim bir kaynak kitap. Okuyan kişiyi konuşturup sürekli edindiği yeni bilgileri paylaşma isteği oluşturuyor
Beyinle ilgili ele aldığı konuları deneylerle ispat ederek okuyucusunu tatmin edecek bir kitap yazmış diyebilirim.Nörolojik başarı aynı zamanda teknolojik başarı demektir yazar göre. Beynin potansiyelinin, beyinde gerçekleşen fiillerin teknolojik simulasyonunun gerçekleştirilmesi, ki bu eğer başarıla bilinirse ilerleyen yıllarda akıl almaz teknolojik icatlarla karşılaşa biliriz. Çok ilginc ve farklı bir kitap olduğunu ifade etmek isterim.

Yazarın biyografisi

Adı:
David Eagleman
Unvan:
Amerikalı nörolog ve yazar
Doğum:
Albuquerque, New Mexico, Amerika Birleşik Devletleri, 25 Nisan 1971
Psikiyatri ve Davranış Bilimleri Bölümü Stanford Üniversitesi'nde misafir doçent olarak görev yapan Amerikalı yazar ve nörolog. David Eagleman aynı zamanda Bilimler ve Hukuk Merkezi'nin müdürü olarak görev yapmaktadır

Yazar istatistikleri

  • 112 okur beğendi.
  • 1.161 okur okudu.
  • 138 okur okuyor.
  • 1.390 okur okuyacak.
  • 45 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları