David Eagleman

David Eagleman

Yazar
8.5/10
650 Kişi
·
1.394
Okunma
·
127
Beğeni
·
4.560
Gösterim
Adı:
David Eagleman
Unvan:
Amerikalı nörolog ve yazar
Doğum:
Albuquerque, New Mexico, Amerika Birleşik Devletleri, 25 Nisan 1971
Psikiyatri ve Davranış Bilimleri Bölümü Stanford Üniversitesi'nde misafir doçent olarak görev yapan Amerikalı yazar ve nörolog. David Eagleman aynı zamanda Bilimler ve Hukuk Merkezi'nin müdürü olarak görev yapmaktadır
İçinde doğduğunuz aile, içinde yaşadığınız kültür, arkadaşlarınız, işiniz, izlemiş olduğunuz her bir film, yapmış olduğunuz her bir sohbet sinir sisteminiz üzerinde iz bırakmıştır. Bu kalıcı, mikroskobik izler birikerek sizi siz yapan bütünü oluşturur ve nasıl birine dönüşebileceğinizle ilgili sınırlamalar getirir.
David Eagleman
Sayfa 23 - Domingo
Psikologlar, bir şey okurken bir yandan da bir kalemi dişlerinizin arasında tutarsanız, okuduğunuz şeyi daha komik bulduğunuzu keşfetmişlerdir. Bunun nedeni, beynin yorumunun yüzünüzdeki gülümsemeden etkilenmesidir.
Herkeste olmasa bile pek çok kişide güçlü bir intikam güdüsü vardır: Görmek istedikleri şey rehabilitasyon değil, cezadır.
Acı içindeki birini izlemek ile acıyı hissetmek, aynı nöral mekanizmadan yararlanır. Empatinin temeli de budur.
Bir başka kişiyle empati kurmak, o kişinin acısını sözcüğün tüm anlamıyla hissetmek demektir.
David Eagleman
Sayfa 173 - Domingo
Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolu, genellikle o şeyin yokluğunda dünyanın neye benzediğini görmektir.
David Eagleman
Sayfa 166 - Domingo
Beynin, özellikle de insan beyninin en etkileyici yönlerinden biri, önüne gelen neredeyse bütün işleri öğrenme esnekliğine sahip oluşudur.
272 syf.
·23 günde·10/10
Bilim ve onu temsil eden bilim adamlarının amacı, ulaşmak istediği nihai sonuç objektif gerçekliktir. Eskiden bilim nesnel varlığın (3 boyutlu varlık alemi) objektif gerçekliğini izah etme üzerine yoğunlaşmıştı. Öznel varlığın (subje ve onunla ilgili olgular) yorumlanması daha çok felsefecilerin üstlendiği konuydu. Artık şimdi bilim adamları din(!)den sonra felsefeyi de yetersiz bularak, var olan, olup biten her şeyin bilimsel açıklanabileceği inancindadirlar.Son zamanlarda çıkan eserler ve hatta elimde okuyup incelemesini yapmakta olduğum bu eser de bende böyle bir izlenim bırakmıştır.

Isminden belli olduğu gibi kitap beyinle ilgilidir. Bu kitabın farkı, beynin anatomi veya fizyoloji kitaplarında bahsedilen yapısı ve fonksiyonlarından bahsetmiyor olmasıdır. İnsanın subjektif gerçekliginin en çok tezahür ettiyi yer beyindir.Düşünüyoruz beyinde, acı çekiyoruz beyinde, görüyoruz beyinde, duyuyoruz beyinde, karar veriyoruz beyinde...vb. İşte bu kitapta, bu ve bu türden beyinde gerçekleşen, nesnel diyemediğimiz, boyut biçemediğimiz gerçekliğin altında yatan , olup biten objektif gerçekliği sorgulamak ve açıklığa kavuşturmak amaçlanıyor.Yazarın kendi ifadesiyle; "derin bir sorgulama düzeyi yakalamak." Okurken elinizde olmadan böyle bir sorgulama düzeyi yakalayacaksınız.

Kitabın bazı yerlerinde "yok artık" demiştim. Yazar, dilimizle hatta kol ve bacaklarımızla da görebilecegimizin nörolojik olanağından bahsediyor.Bunun gibi nice şey. Kafatasımızın içinde bu ķüçücük fiziksel malzemenin inanılmaz "işler çevirmesine" çok farklı bakış açısı ortaya koymakla D.Eagleamen beni büyülemiş durumda.

Sorguladım ve bir anlamda da ürktüm kendimden.I am a the brain man!
304 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Kesinlikle önerdiğim bir kitap.Eğer beynin işleyişi sizi etkiliyorsa, çoğu yerde çokça şaşıracağınızı ve sizi düşünmeye sorgulamaya iteceğini düşünüyorum.En azından bende öyleydi.

Bu arada bazı arkadaşlar, garip bi şekilde yıllarını sinirbilime vermiş ve dünyanın en ünlü sinirbilimcisi olarak gösterilen bir bilim adamının evrimden bahsetmesini -ki evrim hakkındaki azcık bilgi seviyeleri ile- cehalet olarak vurgulamışlar.Arkadaşlara şaşırmamak elde değil.Cehalet, fazla cesaret veriyor.


Kitabı daha çekici kılacağını düşündüğüm bir metin:
"Bilinciniz, koca bir transatlantik buhar gemisinde yolculuk yapan ama kıyıda köşede kalmış bir kaçak yolcudan farksızdır; yolculuktan nasiplenmiştir ama derinlerde işlemekte olan o heybetli mühendislik gözüne görünmez bile. Bu kitap, işte bu şaşılası olguyla ilgilidir."
128 syf.
·Beğendi·9/10
Ve... Sonraki Hayattan Kırk Öykü. David Eagleman hayatın amacını arayan bizlere kırk alternatif son sunuyor bu kitabında. Hiçbiri imkansız değil ve hepsi olabildiği kadar saçma. Bu hikayelerin hiçbirinde, klasik dini ya da bilimsel açıklamalar yok ve hemen hiçbirinde tanrı (ya da adı hikayede her neyse) mükemmel değil. İster saçma deyin, ister kafirlikle suçlayın David Eagleman'ın uçsuz bucaksız hayal gücünü ve bunu bize aktarırken kullandığı o mükemmel dili (bilim insanı olmasına rağmen) görmezden gelemezsiniz. Benim gibi kitaplarda eğlenceyi esas alan birisi için tam kıvamında bir kitap.
304 syf.
·7 günde
Kitapta beyin ve beyinle alakalı veya beyinle alakalandırıla bilecek konular bilimsel ( nörolojik) olarak değerlendirilmiştir. Yazar, bahsettiği konularda en doğru yaklaşımı yakalamış ve bilim dünyasına son yılların en başarılı eserlerinden birini sunmuştur diyebilirim. Çok keyif alarak okudum, çok etkilendim ve tüm okurlara tavsiyemdir.
304 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10
“Ne inanılmaz, ne şaşırtıcı bir şaheserdir beyin. Ve bizler de ne şanslıyız ki, dikkatimizi ona yoğunlaştırmamıza olanak sağlayan teknoloji ve iradeye sahip bir neslin üyeleriyiz. Evrende keşfetmiş olduğumuz en harikulade şey bu: Beynimiz, yani ta kendimiz.”

Son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan birini olabilecek en iyi şekilde tanıtıp iştahınızı kabartma niyetiyle bu incelemeyi yazıyorum. Umarım gerçekten ilginizi çeker ve okursunuz. Zannetmiyorum ki bu kitabı okuyup da en ufak bir zevk almayan bir kişi çıksın. Hele benim gibi öğrenmeye aç, bu tarz şeylere merakı olanlar okumaya başlar başlamaz yalayıp yutacaklar kitabı. Gerçekten ama gerçekten kütüphanenizde bulunması gereken bir kitap. Baştaki alıntı kitabın çok hoşuma giden kapanış cümleleri... Bu dünyada tam anlamıyla mükemmel bir şey var mıdır bilmem ama varsa o şey beyindir; yoksa da o mükemmele en yakın şey yine beyindir.

Geçen sene tıp 2. sınıf öğrencisiydim ve Nöroloji komitemizde iki buçuk aya yakın bir süre sırf beyinle ilgili şeyler öğrenip çalıştım. Fizyolojisinden anatomisine, patolojisinden embriyolojik gelişimine kadar beyne kapsamlı bir bakış attım. Bu organa ilgim de o dönem başladı. Şansıma okulun kütüphanesinde çok harika bir kitaba (Yaratıcı Beyin) rast geldim. Sonra internetten videolar, sayısız okumalar vs. Şimdi olduğum yerdeyim.

David Eagleman’ı da geçen sene o zamanlar internette bu araştırmaları yaptığımda videolarıyla keşfetmiştim. Gördüm ki aslında baya popüler bir nörobilimciymiş. Türkiye’de de hatırı sayılır bir okur/takipçi kitlesi varmış. Kendisinin 6 bölümlük harika bir “Beyin” belgeseli var. YouTube’da yüklü bazı bölümleri var, eksiksiz tüm bölümler de bu linkte: http://okyanusum.com/tag/david-eagleman En azından ilk bölümü izleyin, geçen süreye değeceğine söz veriyorum. Öyle sıkıcı, tekdüze, insanı bayan belgesellerden değil. İzlerseniz göreceksiniz zaten. Özenilerek yapılmış bir iş olduğu belli ki kitap da ha keza öyle titizlikle hazırlanmış. Eagleman gibi işinin hakkını veren insanlar, onların yaptıklarının meyvesini yiyen diğer insanlar için lütuftur.

Kitaba gelirsem ne yazacağımı, neresinden tutup öveceğimi gerçekten zerre bilmiyorum. Bestseller kitaplara çok itimâdım yoktur hatta hayal kırıklığına uğradığım birkaç acı denemeden sonra önyargım bile oluştu diyebilirim ama bu kitap “çok satanlar” listesinde olmayı sonuna kadar hak ediyor ve okuduğum için mutluyum.

Kitap görme olayının teferruatından beyinle kuantum fiziği arasındaki ilişkiye kadar pek çok konuya değiniyor. Çok ilginç, yaşanmış örnekler verip o örnekler üzerinden akıl yürütüyor başta sorular soruyor. Siz de bi yandan hayrete düşüp bi yandan bunlara açıklama bulmaya çalışıyorsunuz. Mesela kafasına sol yanağından girip sol gözünün arkasından çıkan bir demir çubuktan sonra yaşamaya devam eden (ölmemesi doktorları hayrete düşürmüştür) bir demiryolu işçisi... Bu talihsiz olaydan sonra beyninin fincan yarısı büyüklüğünde bir kısmını kaybediyor ama kendini iyi ve sağlıklı hissediyor. Buraya kadar problem yok ama iş arkadaşları tarafından zeki, saygılı ve anlayışlı biri olarak bilinen bu işçi kazadan sonra ani bir karakter değişimi yaşıyor. Olur olmadık yerde ağza alınmaz küfürler ediyor, istediği şey yerine gelmeyince ortalığı toz duman eden öfkeli, aksi, kaprisli birine evriliyor ve işverenleri de işine son vermek zorunda kalıyor. Çok ufak bir beyin parçası kaybının böyle büyük bir değişime yol açması şaşırtıcı geldiyse boyutları mikroskobik düzeydeki, en ileri aletlerde bile zor görebildiğimiz saç telinden bile daha ince yapıdaki virüsleri, bakterileri düşünün. Bizi nasıl elden ayaktan kesebiliyor bu kadar ufacık yaratıklar. Ya da birkaç gram bile etmeyen uyuşturucu maddeler, çok az miktarda alındığında bile nasıl bu kadar büyük etkiler gösterip bizi uyuşturuyor, hareketlerimize ve duygularımıza yön verebiliyor?

Beyin böyle her şeyden kolayca etkilenen ve irademiz dışında sergilediğimiz pek çok olayın komuta merkezinde olan bir yerse yaptığımız şeylerden gerçekte ne kadar sorumluyuz? Şizofreni ya da parkinson hastası kişileri düşünün. Uyurgezer insanları. Kanıtlanan nörolojik bir bozukluğu olan kişi somut bir suç işlese, bir katliama imza atsa bile cezaevine gönderilmiyor. Yaşanmış örnekler var okursanız göreceksiniz. Çünkü davranışlarından o değil beynindeki bozukluk sorumlu ve cezaevinde kaldığı sürede de bu değişmeyecek. Cezaevlerinin mantığı ıslahsa asla ıslah olmayacak insanları orda tutmanın mantığı yoktur ve hastaneye yatırılmak gibi başka türden yöntemlere başvurulur. Sonuçta toplum düzenini tekrar bozma ihtimali olan, suç işleyebilecek birini masum olsa bile devlet öylece salıveremez. Tehlikeliyse insanlardan uzak tutmak zorundayız.

Kitapta bu tarz hastalıklardan, bozukluklardan muzdarip insanların pek çok öyküsü var. Beyinle ilgili yapılmış pek çok deneyin donuçları, istatistiksel veriler ve epey ilginç çıktılar var. Adınızın baş harfi aynı olan birini eş olarak seçme ihtimalinizin daha yüksek olması gibi ilginç istatiksel veriler ve böyle çoğu kararı alırken de aslında farkında değilsiniz çünkü bilinçdışınızda işleyen olaylardır. Bilincinizin farkında olmayıp müdahale edemediğiniz kısmı aslında sizinle ilgili çoğu şeye karar verir ve oraya erişiminiz çok kısıtlıdır.

Biraz materyalist bir yaklaşım olacak ama şöyle varsaymak mümkün: televizyon gibi beynimiz de çeşitli alt birimlerden ve devrelerden oluşmaktadır. Duygu, düşünce ve davranışlarımız da bu mekanizmanın faaliyetlerinin çıktısıdır. Bu sisteme zaman zaman müdahale edebiliyoruz. İlaç verip sistemi devre dışı bırakıp sakinleşebiliyoruz. Sistemdeki bazı arızaların ise telafisi bazen zor oluyor ve maalesef şizofreni, bipolarlık, sara gibi hastalıklarla yüz yüze gelebiliyoruz.

Anlattığım gibi olsaydı her şey, bizim özgür irademiz diye bir durum mevzu bahis bile olamazdı. Ruh dedğimiz şeye de gerek kalmazdı. Telefon gibi, bulaşık makinesi gibi çeşitli mekanizmalarla işleyen birer robot sayılabilirdik ama değiliz. En azından bugüne kadar kanıtlanamamış anlattığım varsayım. Ne ispatlanabilmiş ne ekarte edilebilmiş yani.

Biz her şeyden etkilenebilen, oldukça açık ve sonraki adımını saptaması bazen imkansız olan varlıklarız. Genetiğimize de çevremize de bağlıyız. Kısıtlıyız. Bir suçluyu cezaevine tıktığımızda verdiğimiz ceza süresinin yeterli olacağından emin olamıyoruz. Dışarı çıktığında tekrar aynı suçu işler mi işlemez mi bilemiyoruz. Bırakalım sadece sınırlı bir süre zarfında tanıdığımız, hayatımızda bir daha hiç görmeyeceğimiz yabancıları; kendimizin bile ne yapacağını bilmiyoruz bazen. Kendimizden dahi emin olamıyoruz. Bugün gülüp geçtiğimiz bir olaya yarın başka bir psikolojideyken sinirlenip dellenebiliriz. Sınıflandırmalar hep eksik, tanımlamalar hep kusurlu ve kapsayıcılıktan uzaktır bu yüzden. Söz konusu insan oldu mu %100 diye bir şey olmuyor. Biz sabit, kontrol edilebilir aletler değiliz ki yer çekimini ölçtüğümüz gibi hislerimizi, tepkilerimizi ölçelim ya da yüksek ihtimalle öngörebilelim.

Kitap işte bu bilinmezliği anlama yolculuğunda bir serüvene çıkarıyor bizi. Sorularımıza cevap bulabiliyor muyuz, çoğunlukla hayır. Varsayım ve tahminlerden öteye geçemiyoruz ama yolumuza ışık tutan bilgilerle öyle bir aydınlanıyoruz ki hiçbir şeye değişemiyorum bunun zevkini. Bir kitabın hayata bakışınızı değiştirmesi, önyargılarınızı kırması, sizi insanlara ve olaylara farklı baktırması inanılmaz bir şey. Baştan aşağı yenilenmiş ve donanımlanmış gibi hissediyorum. Fırsatını bulduğumda tekrar okuyup tekrar yeni bir ben oluşturmak isterim.


Anlatım öyle sade ve anlaşılır ki ben terminolojiyle dolu bilimsel bir şey bekliyordum ama Eagleman basitleştirebildiği kadar basitleştirmiş olayı. Konunun özünden ödün vermiş demiyorum Latincesini kullanabileceği yerlerde İngilizcesini (bizde Türkçesi) kullanmayı tercih ettiği kelimeler var ki işin içinde olsanız anlardınız tıp eğitimi falan alınca inanın o dil beyninize yerleşiyor latincesini otomatik olarak tercih ediyorsunuz. Alın bölgesi değil frontal bölge demek daha tercih edilir bir şey bir sağlıkçı için ama Eagleman dediğim gibi kolaylaştırabildiği kadar kolaylaştırmış.

Bu kitaptan kendinizi mahrum etmeyin ve Eagleman’a güvenin...
304 syf.
·Beğendi·10/10
Çevirmene ve yayın evine başarılı çalışmalarından dolayı teşekkürler. Kitaba gelince belki de insan duyguları ve beyni ile okuduğum en ilginç kitaptı. Okuyan her kesin insan'a bakış açısını etkileye bilecek ve belki de yeni bakış açısı ortaya koyacak türden başarılı bir eser olduğu tartışılamaz. 10/10.
272 syf.
·56 günde
Beyin Beyin Beyin...
(Böyle yazınca zombi gibi oldum) =))

Yıllardır insanoğlunun araştırmaları, deneyleri sonucu şaşkınlık ve hayret içinde kaldığı organımızdır beyin. Neredeyse mükemmel bir işlev gerçekleştiren, vücudun olmazsa olmazıdır... Beyinsiz yaşayanları saymazsak gerçekten olmazsa olmayız =)

Japonya' ya atom bombası atan da bir beyin, kanser için ilaç bulmaya çalışan da. İnsanları diri diri yakan da beyin, Afrika'ya su taşıyan da. Hırsızlık yapan da bir beyin, elindeki son lokmayı bölüşen de. Susan da beyin, konuşan da. Yürüyen de beyin oturan da. Savaşan da beyin, barışan da.  Ağlayan da beyin, gülen de. Ölen de beyin, yaşayan da... Bu böyle uzar gider.

Biz kitaba dönelim o ne diyor bakalım.
Beyin biliminin çok çok daha hızlı ilerlediği bir dönemde olduğumuzdan geçmişten günümüze kadar olan bilimsel çalışmalar ve kendi yaptığı bazı çalışmalardan bahsediyor David Eagleman. Biyolojik bir canlı olarak tartışmasız en önemli organımızın beyin olduğunu ve en yüksek güvenlikle korunduğunu biliyoruz.
Vücudumuza baktığımızda, korunan organların önem sırasına göre olduğunu fark edersiniz. Örneğin beyinden sonra en önemli organlar kalp ve akciğerlerdir onlar da göğüs kafesiyle dışardan gelecek darbelere karşı korunmuşlardır...

Beynimizle hiç bilmediğimiz diyarlara gidebilir, kendimize yeni arkadaşlar bulabiliriz, tabi bu kısımda beyinde ufak bir yerin bozulması gerekiyor =)
Bir çoğumuz zamanda yolculuk etmek ister, bakın yazar kitapta bunun için ne diyor:
"Zamanda yolculuk, insan beyninin bıkıp usanmadan yaptığı bir şeydir. Bir kararla karşı karşıya olan beyin, farklı sonuçların simülasyonunu kurarak tahmini bir gelecek modeli oluşturur. Zihinsel olarak kendimizi şimdiki zamandan ayırabilir ve henüz var olmayan bir dünyaya yolculuk yapabiliriz." Ben buna "Hayal makinası" dedim gerçektende beyinle yapamayacağımız şey yok ( https://youtu.be/0LUkTDk6WiM =] )  her şey ilk olarak onda başlıyor... Biz henüz maddi anlamda boyutlu bir makina icad edememiş olsak da beyin bunu taa en ilkel zamanından beri yapıyor... O bizim, nereye gitmek istersek oraya götüren "uçan halı"mız.

Başta da dediğim gibi yıllardan beri merak edilen bir organdır beyin. Ama asıl merakımız 1955 yılında Einstein'nın ölümüyle başladı. Ölümünden sonra etik olmayan bir şekilde Einstein'nın beyni incelenmişti, diğer insanlardan farklı bir şey bulmayı uman doktorun, hayalleri suya düştü çünkü Einstein beyni yaşıtlarından daha farklı değildi... Sonrasında  beynin % 3-10 u arasında kullanıldığı hatta Einstein'nın %5 ini kullandığı safsatası çıktı. Doğru olan ise beynimizin %100 ünü kullanıyor olmamızdır... Sadece bazı işlemleri gerçekleştirken farklı bölgeler daha aktif oluyor...

Kitapta düşündüren sorgulatan olaylar ve deneyler de var.
David Eagleman mesleğinin hakkını vererek müthiş bir kitap hazırlamış, mutlaka okunması gerekli diye düşünüyorum.
Keyifli okumalar =]
304 syf.
Belgesel tadında bir kitap.Kara kutu beyin hakkında bildiklerinizin birçoğunu unutmanızda fayda var hatta. Görme, denge, karar verme vb. gibi aşamalarda bilinçli hareket ettiğimizi sanarken, aslında gizli bir mekanizma tarafından nasıl kontrol edildiğimizi öğrenince şaşıracaksınız. Beynin gün ışığına çıkmamış sırlarını merak edenler okumalı!
304 syf.
·Puan vermedi
Ben kimim? Ben dediğimiz şey yanılsama mı? Düşündüğümüz şeyleri aslında biz mi düşünüyoruz? Kitabı okuduktan sonra bu sorular kafanızı daha da karıştıracak. Çünkü yazar öyle bilimsel veriler koymuş ki ortaya bir anda hayatın korkunçluğu ve anlamsızlığı üzerinize çöküyor ve kendinizi bir anda yaşamın amacını sorgular halde buluyorsunuz. Beynimi ben mi yönetiyorum yoksa beyin mi beni yönetiyor? Mutlaka okuyun ve okutturun.

Yazarın biyografisi

Adı:
David Eagleman
Unvan:
Amerikalı nörolog ve yazar
Doğum:
Albuquerque, New Mexico, Amerika Birleşik Devletleri, 25 Nisan 1971
Psikiyatri ve Davranış Bilimleri Bölümü Stanford Üniversitesi'nde misafir doçent olarak görev yapan Amerikalı yazar ve nörolog. David Eagleman aynı zamanda Bilimler ve Hukuk Merkezi'nin müdürü olarak görev yapmaktadır

Yazar istatistikleri

  • 127 okur beğendi.
  • 1.394 okur okudu.
  • 177 okur okuyor.
  • 1.669 okur okuyacak.
  • 55 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları