Ahlaksız, ahlakın mutlak bir değer değil, koşullara göre şekil değiştiren kırılgan bir kavram olduğunu hatırlatan rahatsız edici bir roman. Başlangıçtan itibaren okuru sessiz ama yoğun bir gerilimin içine çekiyor. Anlatı acele etmiyor; aksine bilinçli bir sakinlikle ilerleyerek huzursuzluğu yavaş yavaş büyütüyor. İlk bölümlerde kurulan atmosfer, okurda güçlü bir merak duygusu yaratıyor.
Romanın orta kısmında bu gerilim bilinçli bir şekilde dağılıyor. Hikâye ağırlaşıyor, tekrarlar artıyor ve anlatı bir süreliğine kendi etrafında dönüyor. Bu bölüm, herkes için kolay ilerleyen bir süreç değil. Ancak bu yavaşlık, yüzeyde bir durgunluk gibi görünse de aslında final için sessiz bir hazırlık niteliği taşıyor.
Son bölümlerde ise roman bambaşka bir yüzünü gösteriyor. Daha önce sıradan gibi duran detaylar yerini anlamlı parçalara bırakıyor. Kurulan oyunlar, yapılan yönlendirmeler ve beklenmedik hamleler, anlatının merkezine güçlü bir zihin yerleştiriyor. O noktada anlaşılıyor ki hikâye yalnızca yaşanmamış; önceden hesaplanmış, adım adım inşa edilmiş. Fiziksel bir son yaşansa bile, zihinsel etki sona ermiyor.
Final, gürültülü değil ama derinden sarsıcı. Okura her şey açıkça anlatılmıyor; bazı cevaplar bilinçli olarak eksik bırakılıyor. Ve tam da bu yüzden hikâye bitmiyor. Kitap kapansa bile, karakterin varlığı ve yaptığı seçimler zihinde yaşamaya devam ediyor.
Ahlaksız, temposu yer yer aksayan ama finaliyle bütün ağırlığını hissettiren bir roman. Sabır isteyen, okuru zorlayan ama sonunda zihinsel bir tokat gibi çarpan bir anlatı. Başlangıcı dikkat çekici, ortası ağır, sonu ise karanlık ve zekice.