Dicle

Ortak dert, kendine, hemcinsine, doğaya yabancılaşmaktır; hayatın avcundan kum gibi akıp gittiğinin ve hayatı yaşayamadan öleceğinin farkındalığıdır; bolluk içinde yaşayıp yine de mutsuz olmaktır. Yabancılaşmadan musdarip olanlar için tedavi, hastalığın yokluğuna dayalı değil, esenliğin varlığına dayalıdır.
Reklam
Freud için insan, libidonun yönlendirdiği ve libidonun uyarımını asgaride tutma ilkesine göre düzenlenmiş bir makineydi. Freud, insanı özünde bencil ve ancak içgüdüsel arzuların giderilmesi için karşılıklı gereklilik oluşması durumunda ilişki kuran bir varlık olarak görüyordu. Freud'a göre zevk, hazzın yaşanması değil, gerilimin boşaltılmasıydı.
Batılı insan, duygularını yaşamakta şizoid bir acizlik halinde; dolayısıyla kaygılı, bunalımlı ve umutsuz. Hâlâ mutluluk, bireysellik, girişkenlik amaçlarını desteklermiş gibi görünüyor fakat aslında hiçbir amacı yok. Ona ne için yaşadığını, tüm uğraşlarının amacının ne oluğunu sorun, mahcup olacaktır. Tek başına olmaktan ve güvensizlikten kaçmaktan başka bir amaçları yoktur.
Aklın doğayı kontrol etmesi ve giderek daha fazla şey üretmek, yaşamın en önemli amacları haline geldi. Bu süreçte insan kendini bir nesneye dönüştürdü; yaşam, mala mülke bağımlı bir hal aldı; "sahip olmak", "olmak"' üzerinde egemen oldu.
Batı kültürüne ait bir bunalım, "keyifsizlik", "bıkkınlık", "zamane hastalığı" diye tarif edilen ve yaşamın sağırlaşması; insanın kendine, hemcinsine ve doğaya yabancılaşması şeklindeki bunalımdır.