"Birisi tarafından delice sevilmek size güç verir, birisini delice sevmek ise cesaret." (Sayfa 198)
Nicholas Sparks, bir kez daha kalbimi fethetti. Okuduğum iki kitabının ardından bu üçüncüsü benim için en can alıcısı oldu.
Sebeplerinden biri, her defasında Hope takma ismini kullandığım birçok sefer açısından ana karakter "Hope" bana kendimi çok iyi hissettirdi. Hope benmişim gibi hissederek okudum ve kitabı 3 günde bitirdim...
Nicholas Sparks'ın bu kitabına puanım 10'du, çünkü kitap kurgu da olsa gerçek bir yere dayanarak yazılmış. İlham alınan ada, ilham alınan posta kutusu ve onun hikayeleri ve de anlatılan yerler o kadar gerçek anlatımdı ki; kafamda kurmakta hiç zorlanmadım. Bir kitabı okurken en çok da bunu seviyorum işte...
Kısaca bahsetmek gerekirse; Tru Afrika'da doğmuş büyümüş 42 yaşında bir adamken biyolojik babasıyla tanışmaya, kuzey carolina sunset plajına geliyor. Hope ise, arkadaşının düğününe katılmak için ailesinin yazlığında kalmaya geliyor aynı zaman diliminde. Tru'nun babası geç geleceğini söylüyor, Hope dinlenmek için birkaç gün öncesinden geliyor derken; o plaj bir dostluğun ve sonrasında da bir aşkın doğduğu yer oluyor ikili için...
Yazarımız sayesinde, aşık oldum ayrıldım anladım anlayamasam da ben de aynısını yapardım bile dedim... Birçok şey yaşadım ve sonucunda okuduğuma çok memnun oldum.
!!! "Bundan sonrası Spoiler olacak"ama kavuştuk da sonunda; işte düşündüm ki, ben bile değişmişim. Gençlikte ideallerini kurduğumuz hayat, hata olduğunu bilmemize rağmen iyi midir? Diye düşündürdü. Düşüncem iyi olmadığından yana tabii ki...
Hope ile Tru, birbirine körkütük aşık olmuştu ama Hope çocuk sahibi olmak istiyordu. Tru ise, bir çocuk sahibi ama çocuk sahibi olduktan daha sonrasında geçirdiği kızamık sebebiyle kısırdı. Sırf ömrü boyunca pişman