Her birimizin içerisinde başkanlık eden iki güç vardı ;eril ve dişi güç. Erkek beyninde, erkek kadına hükmediyor ;kadın beyninde, kadın erkeğe hükmediyordu... Eğer kişi erkekse bile beyninin kadın tarafı hala bir etkiye sahip olmalıydı;bir kadının da içerisindeki erkekle etkileşimi olmalıydı. Büyük bir zihnin çift cinsiyeti olduğunu söylerken, belki bunu kastetmişti Coleridge. Bu birleşme meydana geldiğinde zihin tamamen verimli hale geliyor ve tüm yeteneklerini kullanıyordu.... Coleridge çift zihniyetli zihnin daha yanlışı, daha geçirgen olduğunu ;duyguları hiç bir engele takılmadan geçirdiğini;doğal bir yaratıcılığa, parlaklığa sahip bütün bir zihin olduğunu kastetmişti herhalde.
Kadınlar erkekler gibi yazarsa ya da onlar gibi yaşayıp onlar gibi görünürse çok yazık olacaktır;dünyanın uçsuz bucaksız ve farklıklılarla dolu olduğunu düşündüğümüzde, iki cinsiyet bile yetersiz kalıyorsa yalnızca bir tanesiyle nasıl idare edebiliriz? Eğitimin benzerliklerden ziyade farklılıkları ortaya çıkarıp desteklemesi gerekmez mi?
Ancak öyle görünüyor ki çoğunlukla kadınların değerleri karşı cins tarafından ortaya çıkarılan değerlerden oldukça farklıdır ;bittabi böyledir bu. Geçerli olan eril değerlerdir. Basitçe anlatmak gerekirse futbol ve spor 'önemli' iken modaya hayran olmak, alışveriş yapmak 'önemsizdir'. Bu değerler kaçınılmaz olarak yaşamdan kurmacaya aktarılır. Bunun önemli bir kitap olduğunu farz eder eleştirmen ;çünkü savaş hakkındadır. Bu ise önemsiz bir kitaptır ;çünkü misafir odasındaki kadının duygularından bahsedilir. Bir savaş sahnesi, bir mağazada geçen sahneden çok daha önemlidir ;değer farklılıkları her yerde, daha kurnaz bir şekilde sürdürür varlığını.