Uzun zaman sonra abim her insanın en özel karakteristiklerine rağmen döneminin çocuğu olarak kaldığını yazmıştı. Aynı şekilde her aşk da doğduğu zamanın bir parçasıydı çünkü o zamanın parçası olan iki varlık arasında doğmuştu. Anlattığım zamanlarda aşk, iki ruh ve iki beden arasında titreyen bir şeydi; öyle bir zamandı ki tutku bir yanardağın gürültüsü olarak ifade ediliyordu, özlem ise bir kasırganın çıldırması olarak. Ruh, tutku ve özlem kelimelerinin sıkça dile getirilip yazıldığı bir zamandı. Gençlerin ya da benim tanıdığım gençlerin, aşkın oluşmasını bekleyerek yaşadığı zamanlardı. Birlikte yaşamanın başlangıcının ise cennet düzeninin yeryüzüne inmiş hali olacağına inanıyorlardı. Sonra da, günlük yaşamın sıradanlığı onları ayıltıyordu çünkü gerçekten daha büyük olan her bekleyiş ve aşıklardan daha büyük olan her aşk ya felaketle bitiyordu ya da saçmalıkla.