Sahi, nasıl da değişiyor dünya, bir anın bir ötekine bağlandığı gözle görünmez noktada... O noktaya nasıl gelindiğinin upuzun bir gerisi var elbette. Gene de her şey, bilmekle bilmemek arasındaki korkunç derin ve uzak, bir o kadar da parmak boyu yakınlıktaki ulaşılabilir anda düğümleniyor...
İşin doğrusu şu ki, beni benden başkası öldürmedi. Ne zaman, nereye anımsayamıyorum. Bir sabah vakti belki. Bir sabah vakti, kesin. Bütün bir gece dayandıktan sonra, evet. Ay aydınlığının gün ışığına karıştığı bir sırada, uzak ve ıssız bir bomboşlukta vurdum kendimi bir düelloda. Şimdi de başıma çökmüş, ağlıyorum. Öldürdüğüm, benim dünyalar güzeli gençliğimdi.
Belki de... Yalnız kaldığı zaman, kendisini, tümüyle acının derinliklerine bıraktığı için, insan içine çıktığında neşeli davranabilecek kadar rahatlıyordu.
Bilirsin, sabit yıldızlarla bulunur yeryüzündeki yerlerimiz. Gidişine razı oluşa teselli aramaktayım... Ben hangi yıldıza bakacağım şimdi, yolumu yitirdikten sonra... yolumu yitirmemek icin?