Öğretmenler ve okul müdürleri, tutsak bir kitleye vaaz verirken aynı zamanda müşterilerinin özel işlerine katılma hakkına sahip hisseden tek profesyonellerdir.
Okul, doğası gereği katılımcılarının zaman ve enerjisi üzerinde tam bir tahakküm kurmaya eğilimlidir. Bu da öğretmeni gözlemci, vaiz ve terapist haline getirir.
Şu kesin bir şekilde açıkça ortaya konulmalıdır: Bir çocuk, eşit nitelikte okul eğitimi hakkına sahip olmakla zengin bir çocuğun konumunu nadiren elde edebilir. Aynı okula, aynı yaşta başlasalar bile fakir çocuklar, orta sınıf çocuklar için pekala mümkün olan eğitim olanaklarının çoğundan mahrumdurlar. Bu avantajlar evdeki sohbetlerden ve kitaplardan, çocuğun hoşlanacağı tatil gezilerine ve hem okulda hem de okul dışında yer alabileceği farklı ilgi alanlarına dek uzanmaktadır.
Anayasa Mahkemesi Yargıcı William O Douglas, ‘Bir kurumu meydana getirmenin tek yolu onu finanse etmektir.’ der. Bunun zıttı da doğrudur. Sağlığı, eğitimi ve refahı tehdit eden bu kurumlardan maddi yardımı çekmek suretiyle onların sebep olduğu fakirleşme süreci durdurulabilir.