O halde Tanrilar kadını bir yaz akşamı sisi gibi narin ve uhrevi, ve yine de olgun bir meyve gibi dolgun, dünyann şehvetini içinde taşımasına rağmen, kuş gibi hafif yaratmıştır, hafiftir çünkü güçlerin oyunu menfi ilişkinin görünmez merkezi ile kaynaşmış durumdadır, kadın burada kendiyle muhataptir, endamı ince, hatları nettir, ve yine de göze güzelliğin yumuşak kıvrımları içinde dolgun gelir, tamamına ermiştir, ve yine de daima sanki daha henüz tamamlanmış gibidir, yeni yağan kar gibi serin, hoş iç açıcıdır, ve yine de asude şeffaflığı içinde yüzü pembeleşmiştir, insana her şeyi unutturan bir şaka gibi neșeli, ihtirasın hedefi gibi teskin edici, temenninin bizzat itici gücü olarak tatmin edicidir. Ve Tanrılar durumu o șekilde tasarlamıştır ki, erkek, kadını bir gördü mü, kendini görmüș gibi hayrete düșecek, ve gene de bu manzaraya așinaymış gibi, kendini mükemmelliğin yansımasında gören biri gibi, hayrete düșecek, hiç farkina varmamış olduğu, ve yine de, görünüşe göre, ona muhakkak ki aklından geçmiş olması gerekirmiş gibi görünen şeyi gören, ama yine de bunu hayatın muammasıymış gibi gören biri misali hayrete düșecekti. İhtiras tam da hayretteki bu çelişkiyi ortaya çıkarmayı sever, oysa hayret onu gitgide daha bir yakına iter, öyle ki onu görmeden edemez, ona așinaymış gibi düşünmeden edemez, lakin, ihtiras duymadan edemiyor da olsa, ona bihakkın yaklaşmayı yine de göze alamaz.
Tanrılar kadının şahsiyetini bu şekilde tasarladıktan sonra, bunu ona ifade ettirememekten korktular. Ama daha çok korktukları kendileriydi