İçkicibaşı Gılgamış'a dedi ki:
"Nereye koşuyorsun böyle, Gılgamış?
Eline geçmeyecek aradığın yaşam.
Tanrılar insanoğlunu yarattıklarında
yalnız ölüm oldu ona verdikleri,
kendi ellerinde tuttular yaşamı!
Karnın dolu olsun yeter Gılgamış, sen ona bak,
gece gündüz eğlenmene bak,
gününü gün et, keyif sür,
çalgılarla gece gündüz gül oyna,
hep güzel giysiler olsun üstünde,
başın temiz olsun, bedenin yıkanmış olsun,
elinden tutan yavruna bak,
karın mutluluğu tatsın göğsünde,
budur insanoğlunun tek yapacağı."
Şamaş acıdı Gılgamış'a, dedi ki: "Niçin dolanır durursun ey Gılgamiş böyle her yerde? Eline geçmeyecek düşündüğün yaşam!" Gılgamış dedi ki yiğitler yiğidi Şamaş'a: "Yolcu nasıl ararsa gideceği yolu ben de öyle aradım işte, ovanin düzünde olsun, yildiz bile görülmeyen toprağın bağrında olsun; gec kaldım gibime geldi çok zaman, gözlerim güneşi görsün ışığı boşansın üstüme istedim; karanlık yok oluyordu sen ışıyınca, ölüleri bile diriltirdi parıltıların.
Senin karanlık köprüne, ölümsüzlük
Ayağımı basıyorum, korkunç düşünce!
Mutluluk teminat mektuplarımı al!
Damgalı bu mektuplar, sana teslim ediyorum onları
Mutluluk konusunda, yazık ki kimse bir şey bilmiyor!
Eğer hayat birine onu mutlu edecek şeyi vermezse o kişi bu şeyi hâlâ bulabileceğini düşünerek teselli bulur. Ama zamanın dağıtamayacağı, iyileştiremeyeceği, anlaşılamayan bir hüzün vardır; yaşam sizi lütuflara boğsa da kurtuluş olmadığını bilmenin verdiği hüzün..
Günah işlendiğinde ahlak iflas eder ve ahlakın karşısına pişmanlık çıkar ve pişmanlk etiğin en yüce ifadesidir ama bu özelliğiyle en derin ahlaksal çelişkidir.