“Şehre birlikte indik. Odasına çıktı. Ve köşkün holü iyice kalabalık olunca, arkasında beyaz ipekten bir Rus gömleğiyle merdivenleri indi. Tunç bir yüz, hemen içe dolan, fakat yaklaştığı kadar uzak, güvendirmeyici bakışlar. Beli, Rus gömleğinin kemeri gömülecek kadar ince, Şüphesiz hiçbir erkek, İzmir’in fethi günlerindeki Mustafa Kemal kadar tanrımsı ve soy bir güzellik bağlamamıştır.”
Ama bugün bile oraları dolaşanlara, bu çorak dağların havasında, binlerce ve binlerce şehitlerin son nefesleri hala duyuluyormuş gibi gelir. Ve geceleri dağlarda dolaşan çobanlarla, dağ yollarından geçen yolcular, mesela Duatepe üzerine, zaman zaman gökten nur yağdığını anlatırlar. İnanırsınız. Çünkü her bastığınız toprak parçası bir şehit mezarıdır.
Şimdi biz geriye baktığımız zaman bu yolun izleri belki pek göze batmaz. Ama bizim bugün bulunduğumuz noktaya, Mustafa Kemal’in nesli, işte o taşların her birine kendi kanlarından, kendi gözyaşlarından ve alın terlerinden bir şeyler bırakmışlar, bir şeyler katmışlardır…
Milli Mücadele‘de Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, dağılmış ve tükenmiş bir ordu kalıntısından, muntazam ve muzaffer bir ordu yaratmak için geçtikleri yolun hikayesi budur.