Mumları seven insanlar yaşadıkları anın kıymetini bilirler. Mum karanlığın içinde süzülen, narin ruhlu insanların duyabildiği, içli ve ağır bir şarkıdır. Mum yakan kadınlar, hayallerinden vazgeçmeyen kadınlardır.
Bu sözlerin canımı yakıyor Cihangir. Hayatın bitip de ölümün başladığı yerde, insanı boyunduruğu altında tutan, diz çöktüren bir kader var. Önümde yükselen taş duvarları yıkabilecek gücüm olsa burada kalır mıydım sanıyorsun? Bilip bilmeden söylediğin sözlerin beni ne kadar yaraladığını keşke fark edebilseydin, keşke sana sesimi duyurabilseydim. Bu acı verici tekdüzeliğin arasında bir mucize arıyorum ama kaderin tecellisi beni çaresiz kıldı. Bana kalsa gitmez miydim bunca zaman? Gidemedim işte Cihangir, gidemedim. Bu Allah'ın belası konak bana mezar oldu. Topraksız bir mezar. Toprak yerine hatıraların içine gömüldüm ben.
Kader ne tuhaf; kimin hafızasında sonsuza dek güzel kalabilmek için didinip ihtimam gösteriyorsak,en çirkin halimiz onların hatırasında saklı kalıyor. Çünkü sevgi yaralar; bir türlü iyileşmek bilmeyen hakiki yaralar, sadece sevginin kudretinden doğar. Diğerleriyse geçer, bir an gelir, şifalı bir kelime, merhametli bir el, hassas bir gönül dokunur ve geçer gider. Sevgi geçmeyen yaralarla sınanır. Yüreğinde saplı duran hançere sabretmeni bekler.