Victor Hugo’nun başyapıtı Sefiller, sadece özetlense yeni bir kitap yazılır. Bu yüzden kendi üslubumla, bu kitaptan çıkarılacak dersler üzerine yoğunlaşmak istedim.
1- ‘Benim mutluluğa hakkım yok bayım, ben bir sefilim! Benim kaderim, kara harflerle alnıma yazılı…’
Sefalet… Bir kelimenin bu kadar yükü taşıdığı henüz görülmemiştir şu içler acısı dünyada. Ve Jean Valjean… Daha önce hiçbir roman karakteri bu kadar erdemli bir hırsız olmadı şu kokuşmuş dünyada.
Ve sefaleti, uzaklardaki kızına para göndermek için saçlarını kestiren sefil bir annenin, Fantine’nin sözlerinden anlayalım:
‘Yavrum artık üşümeyecek. Onu saçlarımla giydirdim.’
2-Kitabımızın ana karakteri olan Jean Valjean, açlıktan kıvranan iki yeğeni için fırıncıdan ekmek ister. Ancak kalbi bir kayanın içi kadar sertleşmiş fırıncımız bir ekmeği çok görür adamcağıza. Jean da çaresiz çalar ekmeği ve yakalanıp hapse atılır. Adaletsiz bir adaletin kurbanı olmuştur. Adalete dayanmayan yasaların boyunduruğunda.
’14 yaşımdayken karnımı doyurmak için bir parça ekmek çaldığımda beni zindana attılar ve orada tam 6 ay bedava ekmek verdiler. Hayatın adaleti budur.’
İşte, tam bu noktada hukukun ve adaletin o yıllardaki uygulanışına sağlam bir yumruk vurur Victor Hugo. Halkı sefalete giriftar edip sonra da açlıktan ekmek çalanları hapse atanların aynı kişiler olmasından yakınır, romanın karakterleriyle.
3-Hugo’nun içsel varlığımız olan ruhumuzu bedenizimden üstün tutan yaklaşımı romanın her yerinden belli belirsiz fışkırıverir. Ama Jean Valjean’ı, Jean Valjean yapan o büyük dersi veren piskoposun, erdem kokan kelimeleri kadar da akıcı ve nasihat edicidir çoğu kez:
‘Hırsızlardan, katillerden asla korkmayalım. Bunlar dışarıdan gelen küçük tehlikeler. Biz kendimizden korkalım. Önyargılar, işte hırsızlar; günahlar, işte