Davranışçılığın gelişine kadar, düşünce süreçlerinin geleneksel görüşü "merkezi" düşünme teorisiydi. Bu teoriye göre düşünme süreci beyinde gerçekleşiyordu, "düşünme o kadar zayıf bir faaliyetti ki sinir akımları, motor sinirler üzerinden kaslara geçmiyor bu nedenle kaslarda ve içsalgı bezlerinde tepki oluşmuyordu" (Watson,1930, s.239). Bu teze göre, düşünme süreci kas hareketlerinin yokluğunda ortaya çıktığı için gözlem ve deney yoluyla ulaşılabilir değildir. Düşünmeye, soyut ve fiziksel bir referans olmayan sadece zihinsel bir şey gözüyle bakılmıştı. Yapısalcılar tarafından kullanılan imge kavramı Bu bakış açısına bir örnektir.