varlığından iğrenmek ama yine de yapışmak o varlığa, velhasıl, bizi yutmakta olan yılanı , kalbimizi kemirinceye değin okşamak... Bundan daha aptalca bir şey olabilir mi?
Yüzlerce kez canıma kıymanın eşiğine geldim fakat yine de seviyordum hayatı. Bu gülünç zaaf belki de en vahim eğilimlerimizden biridir; biteviye yere çalmaya can attığımız bir yükü daima taşıma arzusu..
Nihayet, ilerde deniz,
mis gibi balık kokar.
Daha sonra Adalar
ve hep çam ağaçları.
Oranın mehtabı tatlı olurmuş,
öyle derler,
rüyadaymış gibi yaşar insan.
Galiba böyle görülür İstanbul,
bir kartpostal önünde durup
iştahla bakarsan.