a. Bunlardan ilki kendi aklını fazla kullanmayıp başkalarını örnek alan, başkalarının izinden gidendir. Böyleleri aile büyüklerinin, komşularının ve rahiplerin onlar adına düşünüp onları düşünme zahmetinden kurtarmasından memnundur.
c. Üçüncüsü ise aklını kullanmaya istekli ve bu konuda içtendir ama yeterince geniş, kusursuz ve esnek bir zihni olmadığı için elindeki sorunu da yeterince geniş bir bakış açısıyla ele alamaz... Sadece tek bir insan tipiyle sohbet eder, tek tip kitap okur, tek tip fikirlere sahiptir ve yeni fikirlere açık değildir...
Akla yatkın mental kurgular ve resimler dizisinin sağladığı eğlencenin ötesinde bir hedefe sahiptir: Düşünce dizisi bizi bir yere vardırmalıdır; imge akışının dışına çıkılarak doğrulanabilecek bir vargıya doğru ilerlemelidir.
İnsan refahtan başka şeyi de sevemez mi? Belki ıstıraptan da aynı derecede hoşlanıyordur? Hatta ıstırabın saadet kadar faydalı olması da mümkündür, insanın sırasında acıyı ihtirasa varan derecede sevdiği bir gerçektir.
Schiller'e göre sanat ile oyun arasmdaki benzerlik şudur: Her ikisinin de ereği kendisindedir, her ikisi de fayda peşinde koşmazlar; her ikisi de insanı günlük korku ve baskılardan kurtarır ve özgürlük dünyasına götürürler.
İnsan, sözcüğün tam anlamında insan olduğu zaman oynar ve ancak oynadığı zaman tam anlamıyla insandır'. Böylece insan 'görünüşün ve oyunun neşeli ülkesinde' hem fiziksel (yani duyusal), hem ahlaki (yani tinsel-akılsal) zorlamadan kurtularak tam özgür olur.