Çıkarımlarda bulunmanın yaşamın en önemli işi olduğu söylenegelmiştir. Herkes her gün, her saat ve her an daha önce doğrudan gözlemlemediği olguları öğrenmeye ihtiyaç duyuyor; bunu sırf bilgi dağarcığını genişletmek amacıyla da yapmıyor, olgular onun çıkarları veya işi açısından önemli olduğu için yapıyor. Nitekim sulh yargıcının, ordu komutanının seyrüsefercinin, hekimin ve çiftçinin işi delilleri değerlendirip gereğini yapmaktır. Bunu ne kadar iyi ya da kötü yaparlarsa görevlerini de o kadar iyi ya da kötü yaparlar. Çıkarımda bulunmak, zihnin bir an bile ara vermediği tek işidir.
(1) düşünmeyi başlatan kuşku, tereddüt, şaşkınlık, anlamakta güçlük çekme gibi edimleri ve (2) kuşkuyu ortadan kaldıracak, şaşkınlığı giderip çözecek biri arayışı da barındırır.
Demek ki refleksiyon bir şeye inanmayı içerir ama bu inanç kendinden menkul bir inanç da değildir, yani inanca dayanak oluşturan başka bir şeyde temel bulur.
Akla yatkın mental kurgular ve resimler dizisinin sağladığı eğlencenin ötesinde bir hedefe sahiptir: Düşünce dizisi bizi bir yere vardırmalıdır; imge akışının dışına çıkılarak doğrulanabilecek bir vargıya doğru ilerlemelidir.