İnanılmaz akıcı ve güzel bir kitaptı. Kısa ama etkili bir kitaptı. Şu ana kadar okuduğum Stefan Zweig kitaplarından en beğendiğim kitap oldu diyebilirim.
Kadının, kocasını aldatırken yaşadığı o hazzın; sonrasında o yakalanma korkusu, sürekli diken üstünde duruşu, elindekilerin kıymetini kaybetmeye çok yakınken anlaması, kitapta çok iyi işlenmişti. Aslında rutinlerimiz, hayatta ne kadar da önemli. Yaşarken bunun farkına varmasak da kaybetme korkusuyla karşılaşınca, basit bir yürüyüş yapmanın bile nasıl lüks ve özgürlük olduğunu anlayabiliyoruz.
Kitabın ana teması, aynı zamanda kitabın adı olan "korku" duygusunun işlenmesiydi. Kadın karakterimiz İrene, kocasını aldatıyor. Bir gün, sevgilisinin evinden çıkarken bir kadın önünü kesip, yaşadığı yasak ilişkiyi açığa çıkarmakla tehdit ediyor. Zaten olaylar da buradan sonra kopuyor. İrene, olayların açığa çıkmaması için kadına para vererek onu susturuyor. Ama bu sırada, hayatında saklamaya çalıştığı şey yüzünden mahvoluyor.
Bu olayın kötü yönleri kadar, İrene’nin hayatında olumlu etkileri de oluyor. İrene, çocuklarının ve hayatındaki küçük mutlulukların insanı ne kadar mutlu ettiğini; günlük yaşantısının ne kadar özgür ve güzel olduğunu fark ediyor. Kadının tehditlerine dayanamayan İrene, yaşadığı baskıyı kaldıramayacağını düşünerek intihar etmeye karar veriyor. İntihar için eczaneden ilaç aldığı sırada, eşinin gelmesiyle her şey değişiyor. Çünkü eşi, İrene’nin kendisini aldattığını zaten biliyormuş ve o şantajcı kadını da kendisi tutmuş. İrene’nin yaptığı yanlışı anlayabilmesi için böyle bir şey yapmış, ki başarılı da olmuş.
Derken, finalde eşi İrene’yi affetmiş; İrene, şantajcı kadından ve yaşadığı baskıdan kurtulmuş; kendi hayatının güzelliklerini keşfetmiş oluyor. Yazar Stefan Zweig olunca, kitabın sonunda bir intihar