Ne de olsa El-Aman, bir iç savaştan kaçanlar içindi, barışta yaşayanlar için değil. Bunu kabullenmek istemeyen beş altı yaşındaki çocuklar arasında Türkiye’de de bir iç savaş çıkması için dua edenler olurdu. Sonra bu dualarını duyan annelerinden şiddetli bir tokat yer ve gözyaşlarını siler silmez evlerinin damına çıkıp El-Aman’a bakmaya devam ederlerdi. Aslında biraz da öfkeyle bakarlardı. Öfkeleri özellikle kampta yaşayan, hiç tanımadıkları yaşıtlarına karşıydı. O çocukların, kendilerinin aksine şanslı olduğuna inanırlardı. Şanslı ve mutlu! Çünkü El-Aman’da, dönme dolabı Palaz damlarından görülebilen küçük bir lunapark da vardı. Hareket etmese belki o kadar kıskançlık uyandırmayacaktı ama sanki Palazlı çocukları delirtmek istercesine o dönme dolap sürekli, ama sürekli dönüyordu. Hatta bununla da yetinmiyor, Palazlı çocuklara küfreder gibi güneş batınca renkli lambaları da yanıyordu. O ışıklı dönme dolabı asla aşamayacakları bir mesafeden izlemek o çocukların canını annelerinin attığı tokattan daha çok acıtıyordu.