“Dışım siyaha bürünür, dudaklarıma kan kırmızısı bir ruj sürerim .
Beni umursamaz sanırlar; oysa içimde en küçük titreşim bile yankı bulur.
Sert görünürüm… ama kalbim, en sessiz yerinden bile incinmeyi bilir.”
Freud’un düşüncesini günümüz psikolojisine en yakın haliyle şöyle özetleyebiliriz:
İnsan zihni sadece bilinçli düşüncelerden ibaret değildir. Aslında davranışlarımızın önemli bir kısmı, farkında olmadığımız düşünceler, duygular ve dürtüler tarafından şekillenir. Kişi çoğu zaman neden böyle davrandığını tam olarak bilmez; çünkü bu nedenler bilinçdışında yer alır.
Çocukluk yıllarında yaşanan deneyimler, bireyin duygusal yapısını ve ilişkilerini derinden etkiler. Erken yaşta kurulan bağlar, özellikle bakım verenlerle olan ilişkiler, ilerideki güven duygusunu, yakınlık kurma biçimini ve hatta kaygı düzeyini belirleyebilir.
İnsan zihni, kendini korumak için bazı savunma mekanizmaları geliştirir. Kişi rahatsız edici düşünceleri bastırabilir, inkâr edebilir ya da farklı şekillerde yeniden yorumlayabilir. Bu mekanizmalar bazen faydalıdır, ancak aşırı kullanıldığında kişinin gerçeklikle ilişkisini zorlaştırabilir.
Ayrıca insanlar tamamen rasyonel varlıklar değildir. Duygular, iç çatışmalar ve farkında olunmayan arzular kararlarımızı etkiler. Bu yüzden insan davranışını anlamak için sadece mantığa değil, duygusal ve bilinçdışı süreçlere de bakmak gerekir.