“Bir insanın hayatta olması ne anlama gelir?”
Doğan Kitap’ın dünya edebiyatı dizisinde Japon edebiyatına özenle yer vermesini çok takdir ediyorum. Bu titizlik sayesinde yalnızca uzak kültürlerin hikâyelerine değil, onların karanlık, derin ve kendine özgü ruh hâline de ulaşabiliyoruz. Yok Oluşum bunun en çarpıcı örneklerinden biri.
Roman, görünürde bir psikolog–hasta ilişkisini anlatıyor gibi başlasa da gerçekte Yoshimi ve Kozuka, aynı hastanın zihninde kendilerine farklı roller biçen, sınır ihlallerinin kıyısında dolaşan iki psikolog.
Tedavi ise klasik terapinin çok ötesinde. Hipnoz, elektroşok, anıların manipülasyonu ve geçmişin yeniden kurgulanması gibi etik açıdan tartışmalı, hatta tehlikeli yöntemlerle Yukarimi’nin zihnine müdahale ediyorlar. Bu süreç yalnızca hastanın değil, iki terapistin de karanlık taraflarını açığa çıkarıyor.
Yoshimi profesyonel görünümünün altında kırılgan bir zihin taşırken, Kozuka da danışan rolünün ötesinde çözülmekte olan bir psikologdur. Bu nedenle romanın atmosferi, bir tedavi odasından çok bir zihin labirenti gibi: Her adımda kimliğin biraz daha eridiği, anıların güvenirliğinin kırıldığı, gerçeğin sürekli kaydığı bir alan.
Roman, kimlik–anı–iyi/kötü kavramlarını parçalayarak yeniden kuran bir yapıya sahip. Sonuç olarak Yok Oluşum, yavaş ilerleyen ama sarsıcı bir zihinsel çözülme romanı. Olaydan çok duygu, eylemden çok atmosfer bırakıyor okurda — gri, keskin ve bulanık bir his.