Kardelen

Kardelen
@Disconnectus_Erectuslardan
Dionysosun kadehi elinden hiç düşmez. Mesleğinden de önce hayvanlara sevdalı... Sırtında çantası, elinde kitabı ve fotoğraf makinesi Yolların divanesi derler... Felsefe düşünürü değil düşkünü olmak da cabası...
Arayışın Anlamı
Puan vermedi·320 syf.··
2026 26. kitabı
·
45 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2026 23:50
Anlam Arayışında Otantik Bir Rehber ​Türk psikoloji ve akademi dünyasının tartışmasız en kıymetli isimlerinden biri olan merhum Doğan Cüceloğlu’nun "Var mısın?" adlı eseri, raflardaki yüzeysel kişisel gelişim furyasından keskin çizgilerle ayrılan, tam anlamıyla varoluşsal bir başyapıt. Varoluşsal sorgulamaların içinde boğulanlardan biri olarak elimin değil aklımın seçtiği bir eser. Bir psikolog olarak Cüceloğlu’nun en büyük dehası; karmaşık zihinsel süreçleri, nöropsikolojik mekanizmaları ve derin sosyolojik dinamikleri, kendi kültürümüzün kodlarıyla harmanlayarak son derece duru bir dille aktarabilmesinde saklı. Bireyi anlatırken, toplumunu unutmamasında ve kendi toplumuna bu kadar hakim olabilmesinde gizli. O, Batı'nın analitik psikolojisi ile Anadolu'nun irfanını aynı potada eritebilen nadir bilgelerdendi. ​Kitap, okuyucuyu pasif bir alıcı konumundan çıkarıp, Sokratik bir sorgulama yöntemiyle kendi içine, "otantik benliğine" doğru cesaret isteyen bir yolculuğa çıkarıyor. Sokratik diyorum, çünkü eserde en çok kullanılan noktalama işaretlerinden biri soru işareti. Sokrates de pek severdi soruyu soruyla sorup, soruyla cevap vermeyi. Eseri felsefi, psikolojik ve sosyolojik bir mercekten çok boyutlu incelediğimizde, alt metninde çok güçlü kuramsal temellerin yattığını görüyoruz. ​Kendini Gerçekleştirme ve Varoluşçu Psikoloji Cüceloğlu, kitap boyunca insanın anlam arayışını merkeze alırken aslında Viktor Frankl'ın Logoterapi ekolüne de zarif selamlar gönderiyor. Kendisi ülkemizde en çok "İnsanın Anlam Arayışı" isimli eseriyle akıllara kazındı. Frankl'ın "kendi anlamını bulma" vurgusu, Cüceloğlu'nun satır aralarında adeta yeniden canlanıyor. Bireyin kendi hayatının sorumluluğunu alması, Jean-Paul Sartre’ın varoluşçu felsefesindeki "insanın kendi özünü kendi
Var mısın?Doğan Cüceloğlu · Kronik Kitap · 202137,8bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ontolojik Otonomi ve Estetik Başkaldırı
Puan vermedi·138 syf.··
2026 25. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 15 Mart 2026 08:32
Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir Emma Goldman Emma Goldman’ın Neşeli Devriminin Sosyolojik ve Felsefi Analizi ​Emma Goldman’ın "Dans edemeyeceksem, bu benim devrimim değildir" şeklindeki o ikonik beyanı, popüler kültürde sıklıkla bir pop-feminizm sloganı ya da salt bir hedonizm çağrısı olarak sığlaştırılmaktadır. Popüler kültürü bilirsiniz, derinlikten uzak sığa yakın olmak maharet sayılır. Oysa bu eser, dikkatli bir teorik okumayla incelendiğinde, ortodoks siyaset felsefesinin teleolojik yanılgılarına ve yapısalcı sosyolojinin bireyi ezen determinizmine karşı yazılmış radikal bir epistemolojik kopuş metnidir. Kopuş diyorum, çektim dikkatinizi değil mi? Goldman, devrimi yalnızca makrososyolojik bir iktidar devri olarak gören klasik Marksist ve püriten tahayyülü reddederek, kurtuluşun mikrososyolojik ve varoluşsal dinamiklerini merkeze alır. ​Sosyolojik düzlemde bu kitap, bedenin ve gündelik yaşamın biyopolitik bir analizini sunar. Goldman, dönemin devrimci çevrelerinde hakim olan çileci (asketik) ahlak anlayışını ve militer disiplini yapısal bir eleştiriye tabi tutar. Ona göre hegemonya, yalnızca kapitalist devlet aygıtının kurumlarında değil, aynı zamanda devrimci öznelerin birbirleriyle kurduğu ilişkilerde, toplumsal cinsiyet rollerinde ve "dava" uğruna feda edilen bireysel neşede de yeniden üretilmektedir. Bu bağlamda eser, Antonio Gramsci’nin kültürel hegemonya veya Michel Foucault’nun mikrososyolojik iktidar ilişkileri teorileriyle diyalog halinde okunabilir. Goldman, devrimci sürecin kendi içinde yeni normatif dayatmalar ve hiyerarşiler yaratmasına karşı çıkarak, iktidarın her türlü formuna karşı anarşist bir refleks geliştirir. Anarşizm onun için yaşam amacından çok yaşamanın ta kendisi olmuştur. ​Felsefi açıdan değerlendirdiğimizde ise Goldman’ın metni, bireyin ontolojik otonomisi üzerine
Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim DeğildirEmma Goldman · Agora Kitaplığı · 20061,712 okunma
Metafizikten Pratiğe: Bir "Kendilik Teknolojisi"
Puan vermedi·254 syf.··
2026 1. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 07 Ocak 2026 21:50
Puan: 8/10 ​Rhonda Byrne’ın The Magic (Sihir) adlı eseri, popüler kişisel gelişim raflarında "Çekim Yasası"nın bir uzantısı olarak dursa da, metnin derinliklerine inildiğinde aslında modern insanın bilinç farkındalığına dair güçlü bir manifesto ile karşılaşıyoruz. Kitaba verdiğim 8 puan, vaat ettiği "sihir"den ziyade, sunduğu pragmatik disiplin ve zihinsel dönüşüm metodolojisinden kaynaklanıyor. ​Eseri mistik bir hayalperestlikten sıyırıp, felsefi ve psikolojik bir zeminde incelediğimizde üç temel katman dikkat çekiyor: ​1. Selektif Algı ve Fenomenolojik Gerçeklik İnşası Kitabın temel tezi olan şükran pratiği, aslında bilişsel psikolojideki "Retiküler Aktivasyon Sistemi"ni (RAS) yeniden programlama çabasıdır. Byrne, okuyucudan 28 gün boyunca odak noktasını "eksiklik"ten "varlık"a kaydırmasını ister. Bu, Heideggerci bir yorumla, "Dasein"ın (orada-olan-varlık) dünyaya bakışını yeniden yapılandırmasıdır. ​Biz neye odaklanırsak gerçekliğimiz o olur. Kitap, bilincin kasıtlı yönelimselliğini (intentionality) kullanarak, bireyin kaotik dış dünyayı daha pozitif bir filtreyle algılamasını sağlayan bir "algı mühendisliği" sunuyor. Bu bağlamda "sihir", doğaüstü bir olay değil, algının radikal bir değişimidir. ​2. Stoa Felsefesi ve "Amor Fati" Disiplini Byrne’ın öğretileri, her ne kadar "New Age" ambalajına sarılmış olsa da, özünde Epiktetos ve Marcus Aurelius’un Stoa öğretileriyle şaşırtıcı bir senkronizasyon içindedir. Şikayet etmeyi bırakıp sahip olduklarına şükretme pratiği, Nietzsche'nin "Amor Fati" (Kaderini Sev) kavramının modern ve uygulanabilir bir varyasyonudur. ​Modernite bizi sürekli bir "Hedonistik Adaptasyon"a (sahip olduklarımıza alışıp mutsuz olma hali) sürüklerken, The Magic, bu adaptasyon çarkını kırmak için şükranı bir "antidot" olarak kullanır. Bu yönüyle
The MagicRhonda Byrne · Artemis Yayınları · 2014355 okunma
Modernitenin Gürültüsünden Heterotopya'ya Kaçış
Puan vermedi·184 syf.··
2026 2. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 07 Ocak 2026 21:50
​Puan: 7/10 ​John Wain’in Daha Küçük Bir Gökyüzü (The Smaller Sky) adlı eseri, ilk bakışta basit bir "eve dönmeyen adam" hikayesi gibi görünse de, satır aralarında modern bireyin ontolojik güvensizliği ve toplumun normatif baskısı üzerine sarsıcı bir tez sunuyor. Dünya değişse de değişmeyen o normatif baskı... Evet bu kitabı incelemem için beni iten şey de tam buydu. Kitabı bitirdiğimde zihnimde yankılanan temel soru şuydu: Delilik, bireyin uyumsuzluğu mudur, yoksa toplumun farklı olana tahammülsüzlüğü mü? Delilik midir deli olmak, deliliğe direnmek mi? ​1. Mekan Sosyolojisi ve Bir "Sığınak" Olarak İstasyon Başkarakter Arthur Geary’nin Paddington İstasyonu’na sığınması, rastgele bir tercih değil, bilinçli bir mekansal arınma çabasıdır. Foucault’nun Heterotopya kavramı üzerinden okuduğumuzda istasyon; Geary için toplumun kaotik, talepkar ve duygusal yüklerle dolu "dışarısı"na karşı, kuralları belli, ritmik ve mekanik bir düzenin hüküm sürdüğü bir "karşı-mekan"dır. Sosyolojik eserlerde en sevdiğim unsurlardan biridir "karşı-mekan". ​Geary, insan ilişkilerinin getirdiği o egzistansiyel yorgunluktan, trenlerin ve istasyon anonslarının determinist dünyasına kaçar. Çünkü makineler yalan söylemez, makineler ihanet etmez; onlar sadece işler. Geary'nin aradığı şey aslında bir huzurdan ziyade, kaosun yadsınmasıdır. Aradığı o şey belki de sadece yorulduğu toplumdan kaçabilmektir... ​2. Gözetim Toplumu ve "Klinik Bakış"ın Şiddeti Kitabın 7/10 puan bandında kalmasının ve benim için tam bir başyapıt olamamasının nedeni belki de bu kaçışın romantize edilmeden, oldukça sert bir gerçekçilikle sonlandırılması. Geary’nin bu zararsız izolasyonu, modern toplumun iki büyük ajanı tarafından ihlal edilir: Medya (Seyirlik Toplum) ve Psikiyatri (Klinik İktidar). Sosyoloji ve toplumu çok iyi
Daha Küçük Bir GökyüzüJohn Wain · Holden Kitap · 2025385 okunma
9/10
·120 syf.··
2025 135. kitabı
Cicero — Dostluk Üzerine (Laelius) Puan: 9/10 Zarif, söylevsel bir diyalog....Klasik etiğin başyapıtlarından biri olarak yerini koruyan bu söylev, içerdiği akıcı metinsel argümanlarla dostluk adına bizlerin ruhuna sezgisel bir dokunuşta bulunuyor. Evet 9 puan diyerek iddialı girip övgüye boğuyorum ama aynı zamanda metnin sınırlılıklarına (seçkinci bakış birincil olmak üzere) işaret eden küçük bir mesafeliliği de o 1 puan ile yansıtmak istiyorum. Dostluk Üzerine biçimsel olarak klasik bir Ciceronian diyalogudur: ana karakterimiz Laelius, gençlere ve meslektaşlarına karşı Scipio Aemilianus’la (ve onun erdemiyle) sürdürdüğü arkadaşlığın özelliklerini sıralar. Cicero, teorik soyutlamayı somut anekdotlarla ve örneklerle besler; metin bir yandan söylev, diğer yandan kişisel elegeçmeyi andıran bir tonda akar. Felsefi eserlerin üzerine yapışan "kesin uzundur" etiketini Cicero yıkmayı sever. O eserin tadını kısa yazıp, düşündürerek çıkartmayı sever. Retorik bir zarafet: Cicero bir hatip olarak doğmuştur; bu, eserin her satırında hissedilir. Kavramsal netlik için logos, ikna ve etki için pathos, güvenilirlik için ethos kullanılır. Türkçeye çevrilen dikkatli çevirilerde (sonuçta kitabı üç kişi yazar: yazar, çeviren ve okur) bile Cicero’nun orijinal ritmi ve retorik hareketleri hissedilir. Düşünmeden okursanız vay halinize... Felsefi lokasyon: Cicero’nun temel iddiası net ve sağlam: gerçek dostluk erdem temellidir. Dostluk, çıkar ilişkisi değil; benzer erdem anlayışı, karşılıklı iyilik isteme ve yaşamın paylaşımı üzerine kuruludur. Günümüz için oldukça yabancı bir düşünce, farkındayım. Zaman çıkar için işliyor, işlemeyenlere ise yalnızlık... Bu bakış, Aristotelesçi ve Stoacı etikten izler taşır: dost, senin erdemini onaylayan ve onu güçlendiren kişidir; en ideal dostluk
Dostluk ÜzerineMarcus Tullius Cicero · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,395 okunma