Geçmiş için bile bu kadar keskin yargılarda bulunmamış atalarımız. “Geçecek” dememişler mesela. Çünkü muhtemelen yaşayarak görmüşler hiçbir şeyin aslında geçmediğini. Ölüm,
acı, sakatlık, tecavüz, felaket, göç ve yıkım dolu bir dünyada kimsenin muhtemelen dili varmamış “Geçecek” demeye. Öylesine konuyu kapatmışlar “Geçmiş” diyerek. Sanki “Geçmiş olsun” diyecek gibi olmuş da, kelimeler boğazına dizilip yarıda kalmışçasına. Bu yüzdendir belki ne zaman “Geçmiş” diyecek olsa birisi, vurgusunda hüzün kırıntıları olur.
“Gelecek” son derece kesin bir yargıydı. Gelebilir, gelme ihtimali yüksek, belki gelir değil: “Gelecek.” Neyden bu kadar eminlerdi insanlar bu tanımı yaparken acaba? Belki de sadece Türkçeye özgü bir saçmalık olduğunu kabul etmek gerekir.