Onlara önderlik yapmanın verdiği gurur, sürekli onlar adına düşünme kaygısı onu yavaş yavaş diğerlerinden uzaklaştırıyor, nefret ettiği o burjuvalardan birine dönüştürüyordu.
Her taraf alev alacak, kentlerde taş taş üstünde kalmayacaktı; yoksulların kadınlara saldırıp, zengin mahzenleri boşaltacağı o büyük şehvet ve şölen gecesinin ardından ormanlardaki vahşi yaşama geri dönülecekti. Belki de yeni bir dünya kurulana kadar ne tek kuruş servet, ne de tek bir soyluluk ünvanı kalacaktı.
Mademki onlara adalet çağı vaat edilmişti, evrensel mutluluğa kavuşmak içim çile çekmeye hazırlardı... Gözleri güçsüzlükten kararmaya başladığında, kardeşliğin hakim olduğu, her şeyin paylaşıldığı, emeğin altın çağını yaşadığı, düşlerindeki o ideal ülkenin gerçekleşmiş gibi giderek yaklaştığını görüyorlardı.