İlkel insan, algisını yaşadığı peyzaja adapte ederek çevresel imgesini geliştirmek zorunda kalmıştır. Çevresindeki küçük değişiklikleri ancak taş yığınları, isaret ateşleri veya ağaçların gövdelerine kazıdığı işaretlerle belirleyebilirken, görsel anlaşılırlık veya görsel ilişkilendirmeler ancak dinsel alanlar ya da evler etrafında gelişebilmektedir. Yalnızca güçlü uygarlıklar, bütüncül çevrelerini belirli bir ölçekte değiştirmeye başlayabilirler. Büyük ölçekli fiziksel çevrelerin yeniden yapılandırılması ancak son zamanlarda mümkün olabilmektedir; bu yüzden de çevresel İMGELENEBİLİRLİK yeni bir konudur.
youtu.be/v86NTQb5L3E
kilitler var, kapıları kapatır
sınırlar var, insanları kuşatır
köleler var, kilitleri üretir
işte o kilit boğdu kaçakları
keşke anlattıklarım yalan olsa
insanın insana ettiğine bak
Bizlerin kent algısı genellikle bütüncül değildir. Daha çok, başka endişeleri de içinde barındıran parçalı bir algıdır. Neredeyse her bir duyu işin içine girer ve imge de bütün bunların birleşimidir.