Bugün yirmi beş yaşıma bastım. Sen
Eylül renklerini bilir misin? Onlara basar gibi bastım. Renklere
basınca değişirler; bunu bilir misin ? Örneğin benim üstüme biri
basarsa cağırtlak rengi olurum. Bir yaprağa basarsan, o yaprak
hışırt rengi olur ... Gözlerimi alabildiğime açıyorum; bunları göre-
yim diye ... Peki, görebiliyor muyum? Hayır! Çünkü ben ne ren-
giyim? Şu sıralar aşk rengiyim ...
Sen doğana kadar, acayip bir yalanla yaşadım. Bu adam beni
seviyor, dedim kendi kendime. Ona ve sevgisine muhtaçhm.
Yaratılmış olmanın kusurlarından biri de budur işte; sevgi ... Sevgi
ve inancın olduğu yerde barış da olmuyor, biliyor musun? Yani,
barışı öldüren şey yalnızca nefret değil.
Kim olduğunuzun, nerede olduğu-
nuzun bir önemi kalmamışhr ya da başından beri yoktur. Bir el
sizi ölüme iteler. Bir uçurumdan atlarsınız; büyük bir sevinçle at-
larsınız.
Ölseniz ne gam!
Şimdi kendime, sokakta sağa sola bakınıp gülümseyerek selam
veren, tatil günlerinde masa, sandalye tamir edip çiçek sulayan,
gün devrildiğinde bir dilim peynir ve ölçüsü kaçmamış iki tek ra-
kıyla bahçedeki sandalyesine çöken, küçük dertlerin sahibi kasaba
memurları kadar uzağım..