Beni Batum'a getiren gemi, silah, cephane yükleyip döndü Trabzon'a. Sonradan öğrendim ki, bizim tayfalardan kimisi, kaptanlardan kimisi de, komünistliği bilmeyiz diyenler olacak, mücevher kaçakçılığı da yaparlarmış o sıralarda.
Beni Trabzon'dan Batum'a götüren Türk vapurundaki tayfalara,kaptanlara sorudum: "Batum'da para geçiyor mu?" Mademki komünistlik, benim bildiğime göre para kalkmıştır ortadan" "Menşeviklerde para geçer, Bolşeviklerde geçmez" dediler. "Komünistliği bilmeyiz. Ama Batum şimdi Bolşeviklerde olduğuna göre.. " 50 Liram vardı. Dağıttım tayfalara. Yalnız bir lira sakladım, tarihi hatıra diye...
Fransa otelinde oturdum masanın başına.. Karnım da bir aç, bir aç... günde bir çeyrek funt ekmekle iki övün mısır unu çorbası, iki bardak çay içiyorum sakarinle. İçinde balık kafaları yüzüyor,çayın değil çorbanın. Rugan iskarpinlerimi çoktan sattım. Acaralı köylü bir delikanlı aldı. Evleniyormuş. Geline hediye aldı benim ruganları. Kaç milyon rubleye!
Batum'da Fransa Oteli'nde oturdum masanın başına... Tropiklerden kaç çeşit ağaç,çiçek,ot varsa tümü Batum'da, Yeşilburun'da, Bitkiler Bahçesinde: Seyret, dokun, kokla. 922 yaz ortalarında Batum plajında, kadın,erkek, yan yana, yüzükoyun, sırtüstü,çırılçıplak, yani mayosuz filan, anadan doğma yatarlardı.
Batum satranç tahtası gibi bir şehir. Batumda yağmur kırk gün kırk gece yağsa da, güneş bir açtı mı, çakıl taşı döşeli sokaklar, saniyesinde kuruyu verir.