Don Kişot Kampçıları profil resmi
Don Kişot Kampçıları kapak resmi
Yılda birkaç kez bir araya gelir, gerek çadırımızı kurar, gerekse bir çatı altına sığınır edebiyata, kültüre sanata ve elbette eğlenceye doyarız.
Bize katılmak ister misin?
https://www.instagram.com/donkisotkampcilari/
5 okur puanı
27 Eyl 2019 tarihinde katıldı.
Yılda birkaç kez bir araya gelir, gerek çadırımızı kurar, gerekse bir çatı altına sığınır edebiyata, kültüre sanata ve elbette eğlenceye doyarız.
Bize katılmak ister misin?
https://www.instagram.com/donkisotkampcilari/
5 okur puanı
27 Eyl 2019 tarihinde katıldı.
  • Biz, Don Kişot Kampçıları, bir grup edebiyat sever, kitaplara tutkun, hayatın yükünü satır aralarında hafifletmeye çalışan kimseleriz. Her birimiz farklı mesleklere ve uğraşlara sahip bir grup kitapsever olarak kitapları okuyup rafa kaldırmanın hüznüne karşın bu grubu oluşturduk. İnanıyoruz ki konuşulmadan kalan bir kitap ruhumuza işlemiyor, yazarının boynu bükük kalıyor.

    Madem okumaktan ve kitaplar üzerine sohbet etmekten haz duyuyoruz bunu daha geniş gruplar ile birlikte yapalım, kuru kuru birkaç cümle edip de geçmeyelim, bunu bir etkinlik haline getirelim diyerek kolları sıvadık.

    Peki neden herhangi bir kitap kulübü değil de kitap kampı kurduk? Hepimiz daha önce çeşitli kitap gruplarına misafir olmuştuk, hala daha devam ettirdiğimiz kitap kulüpleri de var fakat bir kitabı sindirmek, kitabın dünyasını yaşamak için bir kaç saat ne yeterli ne de tatmin edici oluyor. Bu yüzden bir kaç gün şehirden izole bir ortamda, mümkünse doğanın kucaklayıcılığında uzun uzun konuşalım, tartışalım, hem eğlenelim hem de öğrenelim dedik.

    Buraya kadar hepsi tamam ama nereden başlamalıydık? Okumak dediğimiz derin, sonsuz bir okyanus. Neresinden bir kaşık alıp da susuzluğumuzu gidermeliydik?

    Birbirimizle tanışma hikayemizde ortak paydamız Yaşar Kemal idi. Madem Yaşar Kemal sayesinde kaynaştık, madem odağımız Yaşar Kemal o zaman ilk kampımız da buna işaret etmeliydi. Zaten Yaşar Kemal için de bir şeyler yapmak istiyorduk, böylece iki fikir birleşti ve 5 - 8 Temmuz 2018 tarihinde Kuşadası’nda geleneksel hale gelecek olan 1.Yaşar Kemal Kampımızı gerçekleştirdik.
    (Detayları https://donkisotkampcilari.blogspot.com/...ar-kemal-kampmz.html adresinden okuyabilirsiniz.) Bu dört günlük ortak yaşam bize öyle çok şey katmıştı ki bir sonraki kamp için sabırsızdık.

    Bu arada ismimizi nasıl aldığımızdan ve logomuzun hikayesinden bahsetmedik.

    Ne diyordu Yaşar Kemal; “Kahramanlar içinde en çok Don Quijote’u seviyorum çünkü; Don Kişot olmasaydı kahraman sayılan insanları biz daha çok tanrılaştıracaktık.” İşte günümüz edebiyatında da öyle tanrılaştırılmış, öyle şişirilmiş kitaplar vardı ki biz de bu kitaplara karşı Don Kişot rolü üstlenip savaşmayı uygun bularak bu ismi aldık. Logomuzu da bizim için iki kahramandan esinlenerek oluşturduk. Biri tüm dünyanın kahramanı, adaletsizliğe savaş açmış asil şövalye Don Kişot, diğeri Çukurova’nın sıcağında pişip tüm Anadolu'nun kahramanı ve mecbur adamı olmuş İnce Memed. Kendimize Don Kişot’un ve İnce Memed’in gölgesinin izinden giden “Sancho Panza”larız da diyebiliriz.

    İşte böyle oluştu Don Kişot Kampçıları. İlk kamptan bu zamana dek; 1 Sabahattin Ali, 1 Sait Faik Abasıyanık, 1 Nikolay Vasilyeviç Gogol kampı gerçekleştirdik. Tabi 2.Geleneksel Yaşar Kemal Kampımızı da yaptık. Bugünlerde büyük “Don Kişot Kampı” için hazırlanıyoruz.(#53474907)

    Yaz kampları çadırlı, kış kampları uygun bütçeli yataklı… Hepsinin yeri ayrı, hepsinin anıları eşsiz.

    Kamplar dışında da etkinliklerimiz oldu elbette. Hep birlikte Onur Barış’ın “Benden Hikayesi” filmini yönetmeni ile birlikte izledik. Yönetmenle daha önce Sait Faik kampımızda bir araya gelmiştik ama filmi bir kez daha izlemek isteyenlerle ve izlememiş olanlarla filmi buluşturmak için ortak bir etkinlik düzenledik.

    Yaşar Kemal’i kendi kitaplarından tanıtmak, edebiyat Don Kişotları olmak, yanlış bilgilerin önüne geçmek misyonu ile önce çocuklara daha sonra da kitapsever yetişkinlere kitaplar gönderdik. Biz bunları yaparken çok kıymetli bir tesadüf, Yaşar Kemal’in değerli eşi Ayşe Semiha Baban’ın bizi keşfetmesi oldu. Bizim için çok sevindirici bir o kadar da heyecanlı geçen buluşmayı Yaşar Kemal’in evinde de yaptık ya sırtımız yere gelmez artık. Bizi evine davet ettiği günkü heyecanımız hala canlı bir hatıra.

    Sırası geldi Orak film ile birlikte özel gösterim ayarlayıp “Yaşar Kemal Efsanesi” filmini izledik. Hem de Yaşar Kemal’in bize mirası Ayşe Semiha Baban ile. Ayşe Hanım’ın güzel sözleri bizi daha da motive etti.

    Instagram sayfamızda ödüllü sorular sorup bilenlere bazen kitap hediye etmeye, bazen bir tiyatroya bazen bir operaya, bir gösteriye bir etkinliğe bilet hediye etmeye hala devam ediyoruz, bizi takip etmiş miydiniz? ( https://www.instagram.com/donkisotkampcilari/ )

    Özetle dünyamıza ve edebiyata katkı sağlayan her oluşumun destekçisiyiz. Bu bazen doğaya dönüş olurken bazen sanatsal bir girişim olabiliyor. Tamamen gönüllü bir grubuz ve kendimizin keyif almayacağı, faydalanmayacağı üstesinden gelemeyeceği herhangi bir etkinliğe kalkışmama düsturu edinmiş bulunuyoruz.

    Kamplarımız tamamen imece usulüne dayalı etkinlikler olup, kamp boyunca bir yazarın hayatını, hayatının eserlerindeki izdüşümünü kovalıyoruz. Kah ödüllü bilgi yarışmaları yapıyor, kah yaratıcı drama ile zenginleştirilen etkinliklerle okumalar yapıyor, kah bir kitabın atölyesini yaparken hep bir ağızdan şarkılar - türküler söylüyor, şiirler okuyoruz. Belgeseller, filmler izleyip üzerine konuşuyoruz, kampını yaptığımız yazarın ve kitabının öğrenilmedik bilgisini bırakmıyoruz. Bu çılgın dünyadan kaçıp edebiyata sığınıyoruz. Her geçen gün yeni fikirlerle, yeni bilgilerle gelişiyor, büyüyoruz. Devam ettirebileceğimiz yere kadar pes etmemeye kararlıyız, sonuçta Don Kişot’un azmine, Yaşar Kemal’in umuduna sahibiz başka neye ihtiyacımız olabilir ki?

    Bir sonraki kampa siz de katılıp bu yolculuğun bir parçası olmak istemez misiniz? Haydi! Yeryüzünün bütün okurları birleşelim.

    Don Kişot Kampçıları
    http://donkisotkampcilari.blogspot.com
    https://www.instagram.com/donkisotkampcilari/
    https://twitter.com/donkisotkamp
  • 920 syf.
    ·85 günde·Beğendi·10/10
  • Beklenen büyük Don Kişot Kampı için biz hazırız.🤓 Hazırlan Sancho gidiyoruz!

    La Mancha'dan yola çıkıyoruz, 21-22 Aralık'ta Burgazada'da buluşuyoruz!

    Peki bu kampta neler olacak?
    ✔Sürpriz hediyeler
    ✔Ödüllü bilgi yarışmaları
    ✔Don Kişot kitabının atölyesi(YKY 2.cilt baskı)
    Don Quijote
    ✔Özel gösterimler
    ✔Bol bilgi bol eğlence unutulmaz deneyimler ve daha niceleri...

    2 gün boyunca romanın babası Cervantes'in izinde Don Kişot'un mızrağıyla başımızda leğenimiz, kurmaca dünyanın kapılarını aralıyoruz. Bu kutlu görevde bizimle misin?

    Kamp Yeri: Burgazada Öğretmenevi
    Kamp Tarihi : 21-22 Aralık 2019
    Ücret: Kalacak yer için 1 gece konaklama+kahvaltı öğrenci ve memur 80 TL / sivil 100 TL
    Kamp katılım ücreti 40 TL (hediyeler, sürprizler vs için)
    Katılım için 15 Kasım tarihine kadar bilgi verilmesi gereklidir.
    Mesaj yoluyla bizlere ulaşabilirsiniz.

    Irtibat : Roquentin - NigRa

    KAMP KURALLARI
    Keyifli ve verimli bir kamp yapabilmek için hepimizin uyması gereken bir takım kurallar belirledik.
    Her şey bizim için :)
    1. Kamp atölye çalışması için seçtiğimiz kitabı kamptan önce kesinlikle okumak.
    Don Quijote
    2. Programda belirtilen tüm etkinliklere katılmayı taahhüt etmek.
    3. Programımız yoğun zamanımız kısıtlı olduğundan öğün yemeklerini bir arada yemeye gayret etmeliyiz. Sabah kahvaltısı konaklamaya dahildir.
    4.Belli mantık çerçevesinde hoşgörülü ve anlayışlı olmak doğamızda vardır.
    5. Temizlik kurallarına da uymalıyız. Gerek çevre gerek ise ortak kullanım alanlarında. (Hepimiz biliyoruz elbet ama yine de aklımızda bulunsun.)
    6. Alkol kullanan arkadaşlar kendi eşik değerini bildiği için üfleme aletine ihtiyacımız olmayacaktır.
    7. Kampa katılan herkes sözleşmeyi kabul etmiş demektir.
  • Beklenen büyük Don Kişot Kampı için biz hazırız.🤓 Hazırlan Sancho gidiyoruz!

    La Mancha'dan yola çıkıyoruz, 21-22 Aralık'ta Burgazada'da buluşuyoruz!

    Peki bu kampta neler olacak?
    ✔Sürpriz hediyeler
    ✔Ödüllü bilgi yarışmaları
    ✔Don Kişot kitabının atölyesi(YKY 2.cilt baskı)
    Don Quijote
    ✔Özel gösterimler
    ✔Bol bilgi bol eğlence unutulmaz deneyimler ve daha niceleri...

    2 gün boyunca romanın babası Cervantes'in izinde Don Kişot'un mızrağıyla başımızda leğenimiz, kurmaca dünyanın kapılarını aralıyoruz. Bu kutlu görevde bizimle misin?

    Kamp Yeri: Burgazada Öğretmenevi
    Kamp Tarihi : 21-22 Aralık 2019
    Ücret: Kalacak yer için 1 gece konaklama+kahvaltı öğrenci ve memur 80 TL / sivil 100 TL
    Kamp katılım ücreti 40 TL (hediyeler, sürprizler vs için)
    Katılım için 10 Kasım tarihine kadar bilgi verilmesi gereklidir. Mesaj yoluyla bizlere ulaşabilirsiniz.

    Irtibat : Roquentin - NigRa

    KAMP KURALLARI
    Keyifli ve verimli bir kamp yapabilmek için hepimizin uyması gereken bir takım kurallar belirledik.
    Her şey bizim için :)
    1. Kamp atölye çalışması için seçtiğimiz kitabı kamptan önce kesinlikle okumak.
    Don Quijote
    2. Programda belirtilen tüm etkinliklere katılmayı taahhüt etmek.
    3. Programımız yoğun zamanımız kısıtlı olduğundan öğün yemeklerini bir arada yemeye gayret etmeliyiz. Sabah kahvaltısı konaklamaya dahildir.
    4.Belli mantık çerçevesinde hoşgörülü ve anlayışlı olmak doğamızda vardır.
    5. Temizlik kurallarına da uymalıyız. Gerek çevre gerek ise ortak kullanım alanlarında. (Hepimiz biliyoruz elbet ama yine de aklımızda bulunsun.)
    6. Alkol kullanan arkadaşlar kendi eşik değerini bildiği için üfleme aletine ihtiyacımız olmayacaktır.
    7. Kampa katılan herkes sözleşmeyi kabul etmiş demektir.
  • “Gogol dedik çıktık yola
    Don Kişot’la kurduk oba
    Palto’suyla Burun’uyla
    Sen ne büyük adamsın Gogol Amca”
    Merih B.

    “Burnumuzun ucunu görecek durumda değilken, burnumuzun dikine giderek, Rus edebiyatına burnumuzu sokalım dedik. 'Büyük Burnu', pardon Nikolay Vasilyeviç Gogol’ü seçtik . Peki bu üç günü burnumuz kaf dağında mı gezdik? Ne gezer… Gogol, hepimizin burnunu sürtmeyi başardı. Ama biz yılmadık. Hiçbir bilgiye burun kıvırmadan hatta canımız burnumuza gelerek burnumuzun dikine gittik. Sonuç mu ne? Hık deyip Gogol’ün burnundan düşmesek de Gogol’ün dünyasıyla burun buruna gelmeyi başardık.
    Evet, herkesin burnu yerindeyse bu yolculuğu burnu kanamadan hallettik demektir, o zaman başlıyoruz.”

    Rusya’dan gelen soğuk hava dalgasını Gogol’la yumuşatarak yazı bitirmeye karar verdik. Üç gün süren bu kutlu görevde tam manasıyla Gogollendik diyebiliriz.
    Peki, bu üç gün nasıl mı geçti?
    Çaylar kahveler hazırlansın, hazır mıyız?
    Şu müziği de iliştirelim de başlayalım yolculuğumuza…
    https://www.youtube.com/watch?v=6LuREkiF_Hs

    Efenim kimimiz başkentten düştü yollara, kimimiz Kocaeli, kimimiz Aydın, kimimiz kadim şehir İstanbul ve tabii merkezimiz tarihi şehir Bursa’dan. Şehre ayak basınca “Cağnımız organizatöremiz Kevser” aracılığıyla özel aracımız bize merhaba dedi. Herkesi toplaya toplaya pek bir rahat geldik obamıza. Bu yolda son dakika rahatsızlanan arkadaşlarımıza geçmiş olsun der haklarını bir sonraki kampa saklarız.

    Ve obaya varış!
    Yemyeşil doğası, binbir çiçekli bahçesiyle nehir kenarında konuşlanmış kampçı dostu “Dostum Doğa Sporları ve Turizm Merkezi” tam bize göreymiş. Söğüt ağacının altında enfes nehir manzarasına karşı kurduk obamızı. Gogol’ün bayrağını göndere çekerek ilk demiri günahsıza da çaktırdık ya artık sırtımız yere gelmez :)

    Bayrağımızın büyüklüğü bizi sarıp sarmalamak isteyen Gogol’un gözlerinden piksel piksel anlaşılıyordu.

    Bayrağımızı açarken :)

    https://www.youtube.com/watch?v=U7lN0BPLDrw

    Ve artık başlasın kampımız…
    Geleneksel tanışma etkinliği ile hem kaynaştık hem de gelecek üç günün sinyallerini aldık: Çok eğleneceğiz :)

    Kaynaşan grubu aldı bir ürperti, dedik Novodeviçi mezarlığından haber geldi, artık vaktidir Gogol’u selamlamanın, var mısınız onu daha iyi tanımaya?
    Kızımızı Gogol’u en iyi tanıyan tüccara mı yoksa burun sahibi 9. Dereceden memur Çiçikov’a mı versek kararsızlığını gidermek için bir yarışma yapmak şart oldu. Çay ve simidin sponsorluğunda kıran kırana geçen yarışmanın gruplarına bir bakalım

    merih Bozdemir ve fotoğraf karesinde olmayan Özlem (Yaz) :)

    Bengü ve Nesrin

    Samet Ö. ve A.Rahim Kara

    Jüri ve moderatörler
    Selman(Selman Ç.) - Elif(Roquentin) - Kevser(NigRa)

    Neler öğrenmedik ki, Gogol Bordello'yu, Novodeviçi mezarlığında ülkemizi temsilen yatan mezar arkadaşı Nazım’ı, peygamberimiz Puşkin’i, tiyatrolarını, filmlerini ve daha neler neler…

    Ve kazanan... and the Gogol awards goes to…
    "Eşit Ağırlık" grubu
    Bu da ödül törenimiz…
    https://youtu.be/G3JkGTe0xg8

    Bilgi yarışmasında çok çaba sarf ettiğimiz için enerji toplamaya doğru mangal başına. Efenim grubumuzun her bir üyesinin on parmağında on marifet olduğu için dört koldan çalışarak bu enfes sofrayı hazırladık.

    Her kampımız bir yenilikle kendini geliştiriyor efenim
    Ülkemizde iyi şeyler de oluyor dedirten bir bilgi vermek isteriz. 2010 yılında TRT Türk'te yayınlanan, “Kentler ve Gölgeler” kentlerin ruhunu yansıtan sembol isimlerini, yaşamlarından örneklerle; Türkiye’nin başarılı isimlerinin eşliğinde, yaşadıkları ülkelerin atmosferinden ekranlara getiriyor. Türkiye’den alanlarında uzman sanatçılar, Avrupa’daki meslektaşlarının peşine düşüyorlar. Sanatlarıyla damgalarını vurdukları şehirlerde, onların izlerini sürüyorlar.
    Biz de Gogol’u daha iyi anlamak için, doğduğu ve edebiyatının beslendiği topraklarda Kiev’de dinledik. Film aralarında yaptığımız sohbetler de ayrı bir hava kattı, muhteşem bir paylaşım yaptık.

    https://www.youtube.com/...7_cPzE314&t=757s

    İlk günü kapatırken olmazsa olmazımız ateş başında şiirli şarkılı eğlencemiz…

    Bengü arkadaşımızın ukulelesi ile Gogol başlığında çıktığımız yola, müzikle beslenip Nazım Hikmet Ran’a Cem Karaca’ya Can Yücel’den Ahmed Arif’e tüm kalplere dokunarak uçtuk dünyanın tüm topraklarına…
    Gece bizi devirmedi, biz devrildik de döküldük yollandık çadırlara ertesi güne umut ve heyecanla.
    https://youtu.be/epNvAT0lK5o

    2. gün

    Sabah güneşini selamladık hep beraber, geleneksel uyanma marşımızla, hangisi mi?
    https://www.youtube.com/...zSadTJ5LL-8&t=7s

    Yoğundu bugün programımız, dört koldan hazırlıklar tamam, bir takipçimizin de deyişiyle "Yığışıp Gogol danışılacak." Evvela bir ısınma oyunu lazım bize, kitabı konuşmadan kendimizi konuştuk ki iletişim dilimizi öğrenelim. Dinliyoruz konuşuyoruz ya hazırız artık Gogollenmeye.
    Don Kişot Kampçıları'nın kitap atölyeleri başkadır, hem çok renkli hem bol kaynaklı hem de yaratıcı drama etkinlikleriyle desteklenir.
    Yazarın eserin her adımını anlamaya ant içmiş çıkarız yola, durur muyuz?
    Durmayız.

    Atölyeye başlamadan önce tüm katılımcılarımıza bir hediyemiz vardı.
    Erdal Öz’ün 1956-1998 yılları arasında, aralıklarla tuttuğu günlükleri: Yarın, Nasıl Bir Gün Olacaksın?
    Erdal Öz, 50’li yılların ortalarında, yirmili yaşlarının başlarında tutkulu bir gençtir; durmadan okur, kendi kuşağından arkadaşlarıyla birlikte “yeni” bir edebiyat dilinin peşine düşer. 70’lerde edebiyat tutkusuna devrimci düşünceler eklenir, sahibi olduğu Sergi Kitabevi’nin paket kâğıtlarına yazdığı alıntılar gerekçe gösterilerek tutuklanır, günlüklerini küçük kâğıtlara yazar. 90’lı yıllarda artık ünlü bir yazar ve yayıncıdır. Ülkesinin sorunlarıyla ilgilenmekten de, edebiyat tutkusundan da hiç taviz vermemiş bir yazar…

    İşte Atölyemiz;
    (Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton)

    Önce Rusya dolaylarından ezgilerimizle yola çıktık, Neva Bulvarı boyunca dizilmiş tablolarını sergileyen ressamımız Çartkov’un tablolarının önünde Piskarev’le bir soluk aldık, Akakiy’in soyulduğu Kalinkin köprüsünde dolaştık, ah burda olsak kaptırır mıydık Palto’yu, bindiğimiz gibi faytonumuza uzaklaşırdık İspanya Kraliyet Sarayı’mıza doğru, bir de kaptırmamaya çalışarak burnumuzu…
    https://www.youtube.com/watch?v=yPpfDUgVnmU

    Bunlar da atölyemizden kareler

    Saatlerce süren Gogollenmeden neler neler çıkardık.
    Dinleyelim arkadaşları;

    İlk öykümüz;
    Neva Bulvarı

    Neva Bulvarı’nda yürüyen insanlar tıpkı bir podyumda yürür gibi bulvara çıkmadan önce özenle hazırlanıp kendilerini gösterme derdindeydi. Bu bulvarda her şey bir maskenin ardına gizlenmişçesine sunilik barındırıyordu. Sanki burada zaman ikiye bölünüyordu. Öğleden önce insanların yaşam telaşıyla hızla akan caddede, öğleden sonra adeta ağır ve gösterişli bir şölen düzenleniyordu.
    Neva Bulvarı'nın tasvirini okuduğumuzda adeta bir sosyal medya çağrışımı geliyor aklımıza. Çünkü "Neva Bulvarı, insanoğlunun yarattığı en iyi şeylerin sergi alanı niteliğindedir. Herkes bir şeylerini göstermeye çalışır." ayrıca Gogol "Düşlerimizde gördüğümüz şeylerle gerçek dünya arasında ne kadar uyum varsa, onunla Petersburg halkı arasında da o kadar uyum vardı." diye tanımlıyor Neva Bulvarı'nı. Baktığımızda da aslında sosyal medyada gördüğümüz ve gerçek olan arasında da benzer bir ilişki var diyebiliriz.
    İşte tam burada iki arkadaşın, ressam Piskarev ve teğmen Pirogov’un öyküsü vuku bulur. Caddede yürüyen iki güzele meyleden bu arkadaşlardan Piskarev yani, sanatın, duyguların ve hayallerin insanı, yani bir ressam, bir kadına vurulur, peşinden gider.
    Neva Bulvarı’nın ışıltıları altında güzelliği, giyim kuşamı ile kendine yücelik katmış kadının iffetsiz olmasını kaldıramaz ve düşler âleminde kaybolup gider öyle ki; ”Sonunda tüm yaşamı düşler oldu, bu değişimle birlikte de gerçek âlemle düşler âlemi yer değiştirdi sanki ve şöyle bir terslikle yüz yüze kaldı: Uyanıkken uyuyordu, uykudayken ise uyanıktı.”
    Bir çöküşün öyküsüdür Piskarev’inki.
    Dönemin insanlarını, kadını ve erkeği, şehrin aldatan ışıltısını çok güzel işlemiştir Gogol. 200 yıl geçmesine karşın pek de bir şey değişmemiş sanırım. Günümüzün Neva Bulvarı da instagramdır, facebooktur, onbeş kameralı telefonlardan çekilen filtrelenmiş bir dünyadır Neva Bulvarı.
    O yüzden biz biz olalım, Neva Bulvarı’na inanmayalım!

    Burun
    Bir sabah uyandığınızda yatağınızda böceğe dönüşmüş olarak uyanabilir; kahvaltı masanızda ekmeğinizin içinden bir başkasına ait burun çıktığına veya kendi burnunuzun dikine giderek gezintiye çıktığına şahit olabilirsiniz. Yaşamın size ne sürprizler hazırladığını bilemezsiniz öyle değil mi? Gogol’un Burun öyküsünü okuduğunuzda büyüsel ama bir o kadar da gerçek bir dünyaya gideceksiniz. Gideceğiniz bu dünyada burun öyle yükseklerde görür ki kendini üçüncü dereceden bir memurmuşçasına dolaşır sokaklarda. Zaten gerçek hayatta da insanın makamı yükseldikçe “burnunun büyüdüğüne” şahit olmuyor muyuz?
    Burnunu kaybeden, sekizinci dereceden bir memur olan Kovalev’in burnunu araması, burnun bir kişiliğe bürünmesi, kabullendiği anda geri gelmesini anlatır. Fakat nasıl bir anlatım! Bu burun Kovalev’in karakteri midir? Kibri mi?, Hayalleri midir? Yoksa alelade bir burun mu? Ya da her şey bir rüyadan mı ibaret?
    Bütün bunları anlatırken bir taraftan da dönemin bürokrasisini eleştirir Gogol. Burnunu bulmak için gittiği gazete çalışanının, zengin bir kadının kayıp köpeğinin ilanını yazarken Kovalev’in burnu için çaba sarf etmemesi, emniyet müdürünün onunla alay etmesi, insanların kayıtsızlığı… Sonunda büyü gibi nedenlere bağlaması da çaresiz kalan insanın nelere sığınabileceğini gösteriyor.
    Hikayede alt zümreden olan bir berberin bir şey yapmamasına karşın suçlu bulunması, burnun onun ekmeğinden çıkmış olması da ayrıca güzel bir iğnelemedir. Ekmek emeği temsil eder, burunu da sümük, yapışkan gibi düşünürsek pisliği çağrıştırdığını görebiliriz. Rusya'daki o dönem memurlar arasındaki yolsuzluk, rüşvet gibi durumlar da halkın emeğinin sömürülmesi ya da haksız kazanç gibi yorumlanabilir.
    Rusça “HOC” olarak yazılan burun tersten okunduğunda “COH”, yani hayal anlamında kullanılır. Karakterimiz burnunu kaybettiğinde aslında hayallerini de kaybediyor.
    Peki, burunla ilgili deyimleri hiç düşündünüz mü bu hikayede?
    Burnu havada olmak
    Burnunu sokmak
    Burnu düşse almamak
    Burnu büyük olmak
    Burnu Kaf Dağı’nda olmak
    Burnunda tütmek
    Burnundan fitil fitil getirmek
    Burnunun dikine gitmek
    Burun kıvırmak…
    Burun ile ilgili Nabokov "Onun yaratıcı çalışmalarını incelerken Leitmotiv olarak burun ile hep karşılaşacağız; kokuları, hapşırıkları ve horultuları onun kadar büyük bir hazla betimleyen yazar bulmak zordur. Şu ya da bu kahraman, sanki burnu bir el arabasına konmuşçasına, yuvarlanaraktan konuya dalar;" yazmış ki Gogol'un hangi öyküsünü okusak gerçekten de dediği gibi burunlarla karşılaşırız. Adeta ayrı bir karakter gibi önemli burunlar Gogol için. Kendi burnu çirkin diye mi böyle yoksa Freudsal bir anlam mı aramalıyız (burun – penis ilişkisi/kastrasyon karmaşası) bilemeyiz.
    Ama okurken çoğu kez tebessüm ettirdiği ve hikayelere sıcak bir hava kattığı aşikar.

    Portre
    Sanat sanat için mi sanat para için mi?
    Tüm insanlığın lanetini üzerinde taşıyan bir tefeci, onun ürkütücü gözlerini ve gizlerini betimleyen portresi... Paranın ve şöhretin gücüne yenik düşerek ideallerinden vazgeçen ve sonunda portrenin lanetine bulaşıp aklını iplerini elinden kaçıran ressamın öyküsü size kimliğimizi sorgulatacak...
    Sanat ortaya neler çıkarabilir, neyin peşindeyiz, hayat ideallerimiz neler, iç dünyamız sanatı nasıl etkiler? İki kısımda oluşan portrede bu meselelerin hepsi üzerine düşünebiliriz. Çartkov’un idealist temiz bir ressamdan bir canavara dönüşümünün öyküsünü anlatırken bizlere de düşünecek birçok mesele bırakmıştır Gogol.
    Bu öyküdeki portenin canlanıyor, ruh kazanıyor olması Oscar Wilde’in Dorian Gray'in Portresi eserini de anımsatıyor. Özellikle ikinci bölümde portrenin yapılış hikayesi anlatılırken "...bu çizgileri tuvaline aslına uygun bir biçimde aktarabilirse doğaüstü bir güçle sürüp gidecekti yaşamı, böylece de bütün bütüne yok olmaktan kurtulacaktı; bu dünyada varlığını sürdürmesi gerekiyordu onun" kısmı tamamen gençliğini hep korumak istediği için doğaüstü bir güçle anlaşan ve kendisi yerine portresi yaşlanan Dorian Gray'i. Belki de Gogol'un ressamı Çartkov da Dorian Gray gibi ruhunu şeytana yani paraya satıyor diyebiliriz.
    “Kuşkusuz abartma payı vardı bu öykülerde” diyerek ne kadar fantastik dünyalarda gezindiğini de bizlere aktarır. Öbür taraftan resim sanatı aracılığıyla sanat alanında eleştirisini yaparken edebi alanda da ne kadar özgün, kendi çizgisinde bir edebiyatçı olacağını da bizlere göstermiştir. Kitapta yer alan diğer eserlerine nazaran daha fazla açıklama gereği duyduğu bu hikayede, ilk bölüm sonu itibari ile bizlere yeterli mesajı verebilecekken, ikinci bir bölümle hikayedeki eksikleri kendisinin doldurmuş olduğu bir eserdir.

    Palto
    “Hepimiz Gogol’un paltosundan çıktık.”
    İçinde bulunduğu sistemin gaddarlığını esprili bir dille anlatmıştır Gogol kendinden sonrakilere. İhtiyaçlarını karşılamak adına büyük sıkıntılara giren Akakiy Akakiyeviç’in hikayesidir bu, doğduğunda hayatın güzel bir isim sunmadığı bir insanın öyküsüdür, dünyaya müdahale etmeyen, tek görevi yazıları temize çekmek olan bir adam. Yegane zevki işidir, eğlenmez, arkadaşlık kurmaz, yer içer ve uyur. Ellili yaşları geçkindir ve terfi alamamış çalışkan bir memurdur. Hoş terfi şansı gelmiş olsa da geri çevirmiş ve bildiği iş olan temize çekme memurluğuna devam emiştir.
    Yüzyıllar geçip coğrafyalar değişse de bazı insanların insanı insan yapan değerlerden ne denli yoksun olduklarını bir kez daha görmemizi sağlamış pek sevgili yazarımız Gogol. Öykünün başkişisi Akakiy Akakiyeviç’in adı soyadı bile bu kahramanın tekdüzeliği ne kadar içselleştirdiğini kanıtlar nitelikte.
    Sistemin bu saf ve çalışkan insan karşısında ne kadar gaddarlaştığını anlatırken, bürokrasinin lüzumsuz işlerini de eleştirir Gogol. Bir palto almak için çalışırken yaktığı muma kadar tasarrufa giden Akakiy, önce insanların saldırılarıyla, sonrasında bürokrasinin tokatıyla alt üst olur. Gogol, Akakiy’in hayaleti ile intikam alır tüm bu sistemden. Gerçekten Akakiy’in hayaleti midir, yoksa vicdan muhasebesi mi yahut sistemin bir gün gelip güçlü ettiklerini yutabilecek olması mıdır tartışılır.
    Kitapta hiçbir anlatılan tesadüfi değil. Olayların gerçekliği Gogol'un sarkastik anlatımıyla muhatabının yüzünde Petersburg'un soğuk rüzgarları kıvamında bir tokat etkisi yaratıyor. Yazarımızın bu eseri yazarken, kendisine anlatılan ve etraftakileri güldüren bir hikâyeden yola çıkmış olması da onun sıradanın ardındaki acı gerçeği görme yetisi konusunda ne denli başarılı olduğunu gösteriyor.
    Eser boyunca yazar anlatıcı okuyucuyla sohbet ederek modern anlatı geleneğinin kalıplarını aşıp anlatıya farklı bir üslup özelliği katıyor. Biçem özellikleri bir yana bu kitap gerçekten kendiyle ve toplumla hesaplaşmak isteyenler için bulunmaz bir nimet...
    Uzun lafın kısası palto meselesi her çağın meselesidir, haliyle Dostoyevski Gogol’un paltosundan çıktığımızı söylerken besleneceği kaynağı da işaret etmiştir. Tolstoy’dan, Dostoyevski’den yer kalmamıştır belki o paltoda ama bizler de bir köşesinden tutabiliriz bu paltonun.

    Bir Delinin Anı Defteri
    Algıladığımız gerçekliğin ne kadarının bize ait, ne kadarının kurgusal bir düzenin bir parçası olduğunu biliyor muyuz? Bir günlük tutsak ve orda düşlediğimiz ülkenin kralı olsak kim karşı çıkabilir bize? Umduğumuz dünya yaşadığımızdan daha güzelse böyle bir düzenin parçası olmak orda düş uykusuna yatmak güzel olmaz mı? Bir Delinin Anı defterini okurken herkes kendi ütopyasını kurgulamalı çünkü bu çirkin düzenden kaçmak için bir yerlerden başlamak gerekiyor.
    Köpekten mektuplar almak, büyük şeyler olacağını hissederken ispanya kralı olmak, görevin müdürün kalemlerini açmakken müdürün kızının senin aşkından yanıp tutuşması… Hayat böyle insanlar için çok zordur, bir taraftan krallığın tüm yükü, öbür taraftan Sofie’nin aşkı, Ivanov olmasa bu kadının, bu ülkenin hali nice olur. Dünya da garip bir yer olmaya başladı, bakkaldan çay alan inekler konuşan balıklar, nereden çıktı bunlar. Bir de köpekler var tabii bu kadar zeki canlılar konuşabildikleri halde niçin susuyorlar, dünyada bu kadar sorun varken onlar da fikirlerini söyleseler bir şeyler daha kolay çözülmez mi? Tabi İspanya kralı olarak bu problemlere çözümler üretmek Ivanov’un boynunun borcudur. Kim yaşadığı ülkede böyle bir kral istemez ki, üstelik bu İspanyolların garip tahta çıkma adetleri varken, kralı falakaya yatırmak da neymiş! Bir önceki kralı kaybetmeleri de cabası, ne acayip millet şu İspanyollar, neyse ki Ivanovic bir kadın başa geçmeden olaya el koydu da problem kalmadı.
    Biz ikna olduk İspanya Kralı’na.

    Fayton
    Bu konu hakkında konuşmak istemiyoruz :)

    Atölyemizden videolar
    https://www.youtube.com/watch?v=wHiW485_YW4
    https://www.youtube.com/watch?v=roM6HQf-J5U
    https://www.youtube.com/watch?v=8G7P5YwDvWc

    Tüm bu hikayeler başımızı döndürünce biz de kitaptan yeni bir dünya çıkardıkJ
    “Siz siz olun Neva Bulvarı’na inanmayın!” Zira bedenden koparak bağımsızlığını ilan etmiş, yüksek dereceden iki dirhem bir çekirdek memur burunlar, kıl aldırmamacasına çalımlı çalımlı kol gezerler orada. Bu önemli burunlar kendi derecelerindeki burunlarla karşılaştıklarında, soylu olmanın onlara armağan ettiği üstün bir aristokrat havayla önceki akşam izledikleri tiyatro veya konser, yahut havaların gidişatı gibi önemli konular üzerinde uzun uzun fikir mütalaalarında bulunduktan sonra akşam toplantılarında kâğıt oynamak üzere başka önemli burunlarla buluşurlar.
    Bu önemli burunlardan sıkılırsanız Petersburg’un ıssız ve tekinsiz ara sokaklarına girmek gerekir biraz. Örneğin çağın en yetenekli ressamlarından birinin dairesine çıkarken paltonuzun, çizmenizin kirlenmemesi için titizlikle tırmanmalısınız merdivenleri. Dairesine girildiğinde duvarda asılı onlarca kez yamanmış bir paltonun eşlik ettiği sefalete acınırsa üç beş ruble bırakarak, kafa karışıklığından asla tamamlanamayacak, ancak yine de sanat kıpırtılarından yoksun olmayan bir tuval satın alınmak istenilebilir. Ancak ressamla geçirilen vakit çok iyi değerlendirilmeli. Çünkü bir dahaki ziyarette dişil bir burnun sebep olduğu hayal kırıklığıyla kendini öldürmüş olan ressamın, kapıyı açamayacak olmasından sebep evde olmadığı sanılıp kapıdan dönülmek zorunda kalınabilir. Veya kapıdan dönüldükten sonra bir kadeh votka için gidilen Neva Bulvarı’nda, bir kupa arabasının içinde ressamın kendisiyle değil de burnuyla karşılaşılabilir. Ancak önemli bir kişi olan ressam burnun yanına yaklaşıp iki çift laf edebilmek ne mümkün!
    En iyisi mi Neva Bulvarı’ndan uzak durun siz.

    Konuşuyor konuşuyoruz ama bitmiyor Gogol’un büyülü dünyası. Özgürlük bu ya, dedik göl kenarına inelim de Gogol da biz de bir hava alalım.

    Derken grubumuzun faaliyetlerini uzaktan takip eden meraklı bir gruba denk geldikJ Pek bir hevesli, ilgili başlayan sohbeti enfiye çekerek yok olma arzumuzla sonlandırdık. Cenahımızın özelliklerinin şıp denilip anlaşıldığı(!) anda okumanın ne büyük bir nimet olduğunu bir kez daha anladık.

    Zihinsel doyumu yakaladıktan sonra vücut diğer açlık için sinyal vermişti. Kendimizi mangala mı atsak yoksa ekmek arası sucuk mu yapsak ikileminde kalınca iki etkeni birleştirip mangalda sucukla kendimizi şımartmayı tercih ettik, delirmedik.

    Ve sırada Türkiye’de bir ilk, kampımızın medarı iftiharı, zengin olursak patentini alacağımız, kendi kendini sürekli yenileyen, nefesleri kesen(bu gerçek), zıplayarak puan üreten, Elif’in keyfinin kahyası, adaletin aranmadığı, bulunsa da lazım olmadığı, her etapta ‘Ya bu yarışma şahane’ dedirten bol ödüllü, bol bilgili, yüksek tansiyonlu efsane yarışmamız “Bilmek Lazım Değil”

    *İçeriğini anlatamayız yalnız yarışanlar bilir.
    https://youtu.be/31O1sDOZ93U

    Ve kıyasıya geçen yarışmanın kazananı son dakika hamlesiyle Kevser oluyor. Karşınızda ödül törenimiz:)
    https://youtu.be/rkdN-B4bykk

    Ve gecenin sonuna yolculuk.

    Selman Bey napıyorsunuz? :))
    https://www.youtube.com/watch?v=pzuuZY4MvB4

    3. gün

    Son günün vermiş olduğu hafif buruklukla hazırlıklarımızı yaptık ama Don Kişot Kampçılarında etkinlik biter mi, tabii ki hayır.

    Tamamen kendi üretimimiz yerli ve milli Edebiyat Tabu’muz.
    Kampımız eğlendirirken bilgiyi de çaktırmadan veren, şahane etkinliklere sahip, sahi bunu daha önce söylemiş miydik?

    Dış mihraklardan uzak bu üç günümüzü böylece tamamlamış olmanın gurur ve mutluluğu içinde heybemize bolca anı, gülümseten anılar, kampa özel espri dili, instagramlık afili fotoğraflar, dolu dolu bilgiler paylaşmanın keyfi ve edebiyatın çatısı altında kurulan sağlam dostluklar doldurduk.

    Kampımıza katılan, bizlerle bu etkinliği paylaşan binbir çiçekli bahçenin her bir renkten çiçekleri;
    Doktor Samet’e
    Sağlıklı Bengü’ye
    “Yaz”ın temsilcisi Özlem’e
    Alakasız alakalı Nesrin’e
    Sıfatsız, 7. Dereceden memurumuz Rahim’e
    Nigra’mız, organizatörlerin piri Kevser’e
    Tanımsız Merih'e
    Gerçekçimiz Selman
    Ve bendeniz Big Brother/Sister Edolf’ten kucak dolusu sevgilerJ

    İyi ki geldiniz…
    Yepyeni kamplarda tekrar buluşmak üzere…

    Bizi takip etmeyi unutmayın :)

    https://www.instagram.com/donkisotkampcilari/
    https://www.twitter.com/donkisotkamp
Yılda birkaç kez bir araya gelir, gerek çadırımızı kurar, gerekse bir çatı altına sığınır edebiyata, kültüre sanata ve elbette eğlenceye doyarız.
Bize katılmak ister misin?
https://www.instagram.com/donkisotkampcilari/
5 okur puanı
27 Eyl 2019 tarihinde katıldı.

Okuduğu kitaplar 5 kitap

  • Don Quijote
  • Medarı Maişet Motoru
  • Kürk Mantolu Madonna
  • Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton
  • Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor

Kütüphanesindekiler 1 kitap

  • Don Quijote

Beğendiği kitaplar 1 kitap

  • Don Quijote