Netflix'teki Masumiyet Müzesi dizisini izledim. Eleştirilerimi de dahil ederek bu diziyi detaylıca yorumlamak istiyorum.
Öncelikle diziyi atmosfer ve 70-80li yılların aurası olarak çok sevdiğimi söyleyerek başlayayım. Dizi resmen yeni bir dünya kurmuş ve bizi bir zaman makinesiyle kitapta yaşananların olduğu döneme doğru götürüyor.
Dizide en sevdiğim şeylerden biri, herkesin birileriyle birlikte olması ve sadece Kemal ile Füsun'un yalnız kalmasıydı. Kitaptan bunu tam olarak alamıyoruz ama dizide Kemal ile Füsun'un çiftler dünyası içinde birer yalnız olmaları durumu çok çok iyi yansıtılmış.
Ayrıca her zaman dediğim gibi, Masumiyet Müzesi sadece saplantılı bir aşk hikayesinden ibaret bir kitap değil. Çünkü o dönemin toplumsal dönüşümünü ve siyasi gerilimini de görebiliyoruz. Kısa olsa da dizide bu gerilimin atlanmamasına sevindim.
Bazen aşk sizi bir ayva rendesini koruyabilecek hale bile getirebilir. Bu yüzden her insanın aşk tanımının öznel ve değişken olduğunu, aşkı nesnel bir tanıma indirgemenin boşuna olacağını anlatan bir kitap olduğunu düşünüyorum Masumiyet Müzesi'nin.
Tabii bu durum Kemal'in de tam bir erko olduğu gerçeğini değiştirmiyor. İstediğini elde etmek için narsist ve makyavelist yöntemlerle her tuşa basan, karşısındakini manipüle etmek için hiçbir fırsatı kaçırmayan birisi bu adam.
Zaten kitabın merkezi de tam olarak buydu: Kemal, Sibel ile birlikte -mış gibi yapan bir erkek iken, Füsun'a duyduğu ve tanımlayamadığı aşkla birlikte kendi içindeki esas insana yaklaşıyor. Bir nevi Kemal'in kendisini keşfediş hikayesi aslında bu.
Dizide Füsun ile Feridun karakterlerinin uyumsuzluğunu çok sevdim. Baştan beri hiç olmaması gereken bir ilişkiyi çok iyi yansıtmışlar. Çünkü Kemal, Sibel ile birlikte -mış gibi yaşarken, aslında Füsun da Feridun ile