"Korunma mekanizmaları sevilme güdüleri olan nevrotik kişiler kendi sevme yeteneksizliklerinin genellikle farkında değillerdir. Böyle insanlar genellikle başkalarına duydukları gereksinimi, tek tek bireylere ya da tüm insanlara duyulan bir sevgi eğilimi olarak değerlendirirler. Böyle bir yanılsamayı sürdürmek ve savunmak için güçlü bir neden vardır. Bu düşünceden vazgeçmek, kişinin hem başkalarına karşı temelde bir düşmanlık beslediği hem de onların sevgisine gereksinim duyduğunu anlaması demektir. Kişi birisinden aynı anda hem nefret edip, ona güvenmeyip, kötülüğünü isteyip hem de onun yardımını, sevgi ve desteğini isteyemez. Gerçekte birbiriyle bağdaşmayan bu iki amaca ulaşabilmek için kişinin duyduğu düşmanlık duygularını bilinç düzeyinden kesinlikle uzaklaştırması gerekir. Diğer bir deyişle, sevgi yanılsamasının gerçek bir beğeni ile gereksinim arasındaki anlaşılabilir karmaşıklığın sonucu olmakla birlikte, sevgiye ulaşma uğraşlarının gerçekleşmesini sağlayabilme işlevi de vardır."
"Eğer bir nevroza yalnızca onun ruhsal yapısını ve onu oluşturan duyguları göz önüne alarak bakarsak, 'normal insan' diye bir varlığın yaşamadığını görürüz."
Karen Horney'in olan bu kitap hakkındaki izlenimlerim 'iyiymiş kitap'tan başlayıp 'vay canına'ya doğru giderek yükselen bir grafiğe benzer. Konusu bakımından kitabın adı yeterince açıklayıcıdır aslında: Günümüzün nevrotik kişiliği. Peki, nedir bu nevrotik kişi?
Kitaptan alıntı yapmadan, kendi anladıklarıma güvenerek diyorum ki, nevrotik kişi, bütün yoğunluktaki duygularını, düşüncelerini ve davranışlarını hem kendi tarafından hem de başkaları tarafından abartılı bir şekilde yaşayan insandır. Aslında nevrotik kişi, son derece hassas olmasına rağmen çok da güçlüdür ve bu gücüyle birlikte kendini bile devirebilmektedir.
Kitabı okurken, yazarın çalışma hayatı boyunca edindiği bilgileri size muazzam ve sistematik bir şekilde veriyor olmasına şaşırıyor ve yazara karşı büyük bir minnet duyuyorsunuz. İlk sayfalardan aklınıza takılacak o soruya- "ben de mi bir nevrotiğim aslında?" sorusuna- sayfaları çevirdikçe bazı cevaplar bulacak, ister yirmi ister kırk isterseniz altmış yaşınızda olun hayatınız boyunca kendinizde olan bazı düşüncelere, davranışlara ve hatta duygulara bazı anlamlar bulmaya çok yakın olacaksınız.
Okur, kitapta kendisiyle ilgili bazı sorulara cevap bulurken bir yandan da çevresinde olan diğer kişi ve olaylara karşı bakış açısında bazı değişikliklerin olacağını gizliden gizliye hissedecek. Çünkü kendini anlamaya başlayan okur, çevresine karşı da daha anlayışlı bir duruma gelecektir. Ne var ki kendini anlamak demek, sorunu çözmek demek değildir. Kitapta bu soruna karşı, yani nevrozlara karşı, gerek kendi yaşantısından gerekse kendi hastalarının yaşantısından çok güzel örneklerle, bu soruna karşı kişiye dürüst ve yalın bir şekilde neler yapılabileceği hakkında bazı noktalara değiniyor. Ancak, elbetteki kişi, yalnız kendisi bunu isterse yeterince doyum
"Sevilmek, kendisini daha az yalnız hissetmesini, düşmanlık tehlikesiyle daha da az karşılaşmasını ve kendisine daha çok güvenmesini sağlar. Yaşamsal bir gereksinmeyi karşıladığı içindir ki, sevgiye kültürümüzde son derece önem verilir. Tıpkı başarı gibi bir düş halini alır ve tüm sorunları çözeceği yanılsamasına (illusion) neden olur. Sevginin kendisi - her ne kadar bizim kültürümüzde sevgiyle hiçbir ilişkisi olmayan istekleri tatmin etmek amacıyla bir paravana olarak kullanılsa da- yanılsama değildir, ama verebileceğinden çok daha fazlasını beklemekle yanılsama haline getirilmiştir. Sevgiye verdiğimiz aşırı önem ise ona duyduğumuz abartılmış gereksinmeyi yaratan etkenleri gizlemeye yarar. Bu bakımdan birey -hala normal bireyden söz ediyorum- çok fazla sevgiye gereksinim duymak ve bu sevgiye ulaşmakta güçlük çekmek gibi bir ikilem içindedir."
"Toplum, bireye özgün ve bağımsız olduğunu, yaşamını istediği gibi yönlendirebileceğini söyler ! 'büyük yaşam oyunu' önündedir ve etkin ve güçlüyse her istediğine ulaşabilir. Gerçekte ise, insanların çoğu için bu olanaklar sınırlıdır. İnsanların kendi ana-babalarını seçme olanaksızlığı konusunda söylenenler yaşamın tümü için de geçerlidir. Bir meslek seçip bunda başarılı olmak, dinlenme, eğlenme yollarını saptamak, bir eş seçmek. Sonuçta, kişi, yazgısını yönlendirmek konusunda sınırsız bir güze sahip olduğu duygusu ile tam bir güçsüzlük duygusu arasında bocalar durur."