Ama ne doğan güneşe ne gülümseyen gökyüzüne ne de uyanan doğaya bakıyordum. Darağacına gitmek üzere güzel yerlerden geçirilen bir adam, yol üzerinde açan çiçekleri değil, yolun sonundaki ağaç kütüğüyle baltayı , kemiğin ve etin kopuşunu ve en son açılmış bekleyen mezarı düşünür.
Hâlâ aklımdaydı çünkü onun anısı güneşin kurutacağı bir nem, fırtınaların dağıtacağı kumdan bir kale değil, bir tabletin üzerine kazınmış, yazıldığı mermer yaşadıkça yaşamaya yazgılı bir isimdi.
Akıl olmayınca duygu gerçekten her şeyi götüren bir akıntı gibidir ama duyguların yola sokmadığı akıl da insanların boğazından geçmeyecek kadar acı ve sert bir lokmaya benzer.