Bizi hayvandan çok insan kılan her ne ise, teselliyi ve umudu, sanırım, insanların gündelik kaygıları, günahları ve dertlerinde değil; maddenin uçsuz bucaksız, sonsuz yasalarında aramalı. Umutsuz değilim, yoksa yaşayamazdım. Onun içindir ki, hikâyem umut ve yalnızlık içinde son buluyor.
"Ben ruhları ışıktan yapılmış gibi hayal etmeyi seviyorum. Bazılarının üzerinde gül dikeni gibi dikenler de var, bazıları da tıpkı denize vuran ayışığı gibi hafifçe parlıyor ve bazısı da şafakta çöken sis gibi soluk ve saydam."
"Yeni ay hakkında ne düşünüyorum, biliyor musunuz öğretmenim? Bence o içi rüyalarla dolu minik , altın bir tekne ."
"Buluta çarptığı zaman rüyalardan bazıları aşağı dökülüp senin uykuna düşüyor."
"Kesinlikle öğretmenim, ah nasıl da bildiniz . Bir de bence menekşeler, meleklerin yıldızlar parlasın diye gökyüzünü keserken kenarından düşen parçalar. Düğünçiçekleri de eski güneş ışıklarından yapılıyor, bir de tatlı bezelyeler cennete gittiklerinde kelebek olacaklar. Öğretmenim, söyleyin lütfen siz bu düşüncelerde tuhaf bir şey görüyor musunuz?"