Tahakküm güçlerine karşı uygarlık güçlerini seferber etmeye duyulan inancın bir yeri varsa, o da tam da bu yalnızlığın kaçmaya çalıştığı şeyi, yani acıyı, sinemada arkadaşımın gösterdiği türden yaşanmış acıyı kabul etmekle oluşacaktır.
Her toplum insanların ikilik, eksiklik ve ötekiliğe tahammül etmelerini ve bunları mümkün olduğunca az yaşamalarını sağlamak için ahlaki yaptırımlara ihtiyaç duyar.
Hazza çekilme itkisini ne yenebilir? Freud, ''Haz İlkesinin Ötesinde''de bunun iki yolunu tasavvur etmiştir. Birine "gerçeklik ilkesi" adını vermiştir: Kişi salt irade gücünü kullanarak fiziksel ya da duygusal güçlüklerle yüzleşir. Gerçeklik ilkesinin etkisi altındaki kişi "hoşnutsuzluk"u tanımaya kararlıdır.
Günlük hayatta bu ''hoşnutsuzluk'' cesaret gerektirir. Ama gerçeklik ilkesinin çok kudretli bir güç olmadığını, cesaretin de nadirattan bir şey olduğunu bildiği için gerçekçi biridir de. Hazzı yenmenin öteki yolu daha kesin ve daha kalıcıdır. Kişinin deneyimi içinde, der Freud, "sık sık, tek tek içgüdülerin ya da içgüdü parçalarının, amaçları ya da talepleri bakımından geri kalan içgüdülerle bağdaşmadıkları görülür. Beden kendini kendisiyle savaştaymış gibi hisseder, rahatsız edici bir biçimde uyarılır; ama arzulardaki bağdaşmazlıklar çözümlenemeyecek ya da bir kenara itilemeyecek kadar büyüktür.
Kendimizdeki bedensel yetersizlikleri kabul edene kadar başkalarının farklılığını hiçbir zaman hissedemeyeceğiz. Sivil merhamet, sırf iyi niyetten ya da siyasi doğruluktan değil kendimizdeki eksiğe dair bu fiziksel farkındalıktan kaynaklanır.