Kimliğin coğrafyası, yabancının her zaman ortamdaki gerçekdışı bir insan gibi -kimsenin dikkatini çekmeden düşen ve ölümüne kimsenin yanmadığı İkarus gibi- görüneceği anlamına gelir.
Antopolog Mary Douglas, saflık arzusunun bir toplumun korkularını ifade ettiğini yazar; özellikle bir grubun kendine karşı duyduğu tiksinti saf olmayışı, kirliliği temsil eden bir gruba yönelebilir, der.
Ortaçağda "üniversite" sözcüğü eğitimle sıkı sıkıya bağlı olmayıp daha çok "bağımsız bir hukuki statüsü olan her türlü tüzel topluluk ya da grup anlamına geliyordu".
Ortaçağdaki ekonomik ve dini gelişmeler yer hissini zıt yönlere itiyordu ki bu uyumsuzluğun yankıları günümüzde bile hissedilir. Şehrin ekonomisi insanlara başka yerlerde sahip olamayacakları bir bireysel hareket özgürlüğü veriyordu; şehrin dini ise insanların birbirleriyle yardımlaştıkları yerler yaratıyordu.
Stadt Luft Macht Frei'ın karşısında İsa'ya Öykünme vardı. Ekonomi ile din arasındaki bu büyük gerilim modern şehre damgasını vuran ikiliğin ilk işaretlerini üretti: Bir yanda bireysel özgürlük adına cemaat bağlarından kurtulma arzusu, öte yanda insanların birbirleriyle yardımlaştıkları bir yer bulma arzusu.