Ama gözlerinde insanın içine işleyen bir sızı ve bir saflık vardı. Dürüsttü,hem de sapına kadar dürüst.Kendisini yıpratacak,kendine zarar verecek kadar dürüst.
O benim uzun süren uyku dönemimi sona erdiren,yüregime ilk yaşam kıpırtıları,küçük heyecan titreşimleri salan kişiydi.Çünkü yıllar boyunca kablosu çekilmiş,ölü bir radyo gibi yaşamıştım.Hayatın diğer anları gibi kadınlar da ilgilendirmiyordu beni.Ölü bir radyo havadaki frekansları algılayabilir mi hiç?
Suç ve Ceza'nın satırları arasında Raskolnikov'un da notlarını okusaydık ve bu kasketli öğrenci koca Dostoyevski'nin yazdıklarını eleştirseydi fena mı olurdu?
İçimdeki derin ve köklü karanlığın farkında değil.Çünkü insanları konuşarak tanıyamazsınız.Konuşmak canlı yaratıklar arasındaki en etkisiz iletişim aracı.Dil yalan söylüyor,olanları çarpıtıyor,insanlığın hiç bıkıp usanmadığı klişeleri tekrarlıyor.Bu yüzden insanları dinlemek onları anlamak için yeterli değil