“Bir kadın bize çiçekleri sevdiğini söylese, ama onları sulamasa, çiçekleri ‘sevdiğine’ inanmayız. Sevgi, sevdiğimiz şeyin yaşaması, gelişmesi için duyduğumuz etkin ilgidir.”
Yüzündeki ifade, kısılmış gözlerindeki soğuk bakış ve neredeyse fısıldar gibi alçak sesle ama sıkılı dudaklarının arasından konuşması, bu sözlerin anlamından daha acıtıcıydı.
Düşüncelerimi hayatın gerçekliği mi belirliyordu, benim ruh halim mi? Ama zaten bu ikisi birbiriyle ilişkili değil miydi?
O zaman düşünce mi önce geliyor, algılama mı? Yoksa, düşünmek ve algılamak arasında başka bir bağlantı mı vardı? Öncelik-sonralık meselesini aşan bir bağlantı.