Ayrılıklar kadar insanın kalbine derin koyuluklar veren ne var dünyada?Onlar yürek katmanlarına siner,is nasıl sinerse evlere,odalara,ocak kokusu gibidir ayrılık.Çıkmaz içinden.
Çocuğu artık tekin olmayan bu yollarda kime,nereye bırakabiliriz?Oysa gökyüzüne baktıkça içimin bütün keder tortuları dağılır gibi oluyor,yıldızların parıltısı içimdeki karanlıkları arıtıyordu.Sıkıldıkça,daraldıkça,umutsuz kaldıkça neden göğe bakarız,neden yerlerden değil de göklerden yardım dileriz,şimdi anlıyorum.Ve seziyorum ki Yaratan yüksek bir yerdedir,umut da öyle...
Canının yandığını fark ederek parmaklarımı gevşettim biraz.İnsan olmaktan söz eden babamı hatırlamıştım.Dünyaya gelmenin marifet olmadığını,insanlaşmaya doğru adım adım yol almamız gerektiğini söylerdi babam.İnsanlaşmak...İnsan değil miydik biz?Değildik!Yaratılmış bir,bir şeydik.Bir canlı,bir kitle,bir hacim.Hayvan bile değil.İnsana daha sonra benzemeye başlıyorduk.Bu dünyaya geliş maksadımızı kavradıkça...