1000Kitap Logosu
Resim
Sevinç Çokum

Sevinç Çokum

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.1
406 Kişi
1.616
Okunma
114
Beğeni
7,8bin
Gösterim
Unvan
Türk Yazar, Şair
Doğum
Beşiktaş, İstanbul, Türkiye, 25 Ağustos 1943
Yaşamı
Sevinç Çokum  25 Ağustos 1943’te  İstanbul  Beşiktaş’ta dünyaya geldi. Üç kız evlada sahip olan ailenin en küçük çocuğudur. Beşiktaş Büyük Esma Sultan İlkokulunu, Beşiktaş Ortaokulu ve Lisesini bitirdi. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu; ayrıca Umumi Sosyoloji dalında öğrenim gördü.  Acıbadem Özel Anadolu Lisesinde ve Etfal Hastanesine bağlı hemşire okulunda Türkçe ve Edebiyat dersleri verdi. Orta öğrenimi sırasında bir süre İstanbul Radyosu çocuk korosunun haftalık programlarına katıldı.   Klasik Batı müziği dalında özel keman dersleri alarak Türk ve değişik ülkelerin temsilcilerinden  oluşan A. Kavafyan yönetimindeki  İstanbul Amatör Senfoni Orkestrasında ikinci kemanlarda çaldı, konserlere katıldı. Üniversitedeyken politikayla ilgilenmeğe başladı. Bir siyasi partinin ilçe gençlik kolu başkanı oldu, daha sonra İl Gençlik Teşkilâtına geçti, bir süre sonra politikada aktif rol almaktan  vazgeçti.  Öğrenimi sırasında evlenen  Sevinç Çokum, 1968 çalkantılı döneminde öğrenci hareketlerine fikirleriyle katıldı. Edebiyata sevgisi  ortaokul sıralarında Türkçe Öğretmeni Necmi Seren’in, lisede ise Suzan Karamanlıoğlu’nun   yönlendirmeleriyle  yol aldı. Necmi Seren öğretmenliğin dışında Macarca’dan çeviriler yapmış, ünlü “Pal Sokağı Çocukları” romanını Türkçeye kazandırmıştı. Sevinç Çokum daha o tarihlerde günlük tuttu, şiirler yazdı. Lisede öğrenciyken büyüklerin katıldığı Kudret Gazetesindeki bir yarışmaya girerek ikinci oldu. Üniversitede hikâyeler yazmağa başlayan yazarın  Bir Eski Sokak Sesi adlı öyküsü Hisar Dergisinde (Şubat 1972) yer aldı. O sıralarda Yelken ve Eflatun Dergilerinde de birkaç hikâyesi görüldü, Ahmet Nadir Caner’in yönettiği Başkent Gazetesinde  şiirlerinden bazıları  neşredildi. İlk hikâyelerini  Eğik Ağaçlar adlı kitabında toplayan yazar,  Behçet Necatigil’in  tavsiyesiyle öyküde yoğunlaştı. Bu kitabın ardından Hisar Dergisinin yanısıra  Türk Edebiyatı Dergisinde de yazmağa başladı. 1975-76 yıllarında Kültür Bakanlığı bünyesinde düzenlenen komisyonlardan Halk ve Çocuk Yayınları Kurulundaki çalışmalara katıldı. 1977-79 yıllarında Türk Edebiyatı Dergisinin yazı işleri müdürlüğünde bulundu. Daha sonra,  (1981-85)  eşi Rıfat İzzet Çokum’la kurdukları Cönk Yayınlarını yönetti. Sevinç Çokum’un öykü, söyleşi ve diğer yazıları, Hisar, Türk Edebiyatı, Gösteri,  Varlık Dergilerinde ve Dünya- Kitap’ta yer aldı. Öyküleri: Eğik Ağaçlar (1972), Bölüşmek (1974), Makina (1976), Derin Yara (1984),Onlardan Kalan (1987 ) Bu kitaplar birleştirilerek, Bir Eski Sokak Sesi, Evlerinin Önü, Onlardan Kalan adlarıyla yeniden yayımlandı. Rozalya Ana  (1993- Türkiye Yazarlar Birliği Armağanı), Beyaz Bir Kıyı (Fas’ta geçen hikâyeleri 1998), Gece Kuşu Uzun Öter (2001 ), Al Çiçeğin Moru (2010). Romanları: Zor (1977), Bizim Diyar (1978), Hilal Görününce (1984- Milli Kültür Vakfı ve TYB Armağanları), Ağustos Başağı (1989), Çırpıntılar  (1991), Karanlığa Direnen Yıldız (1996), Deli Zamanlar (2000),  Gülyüzlüm (Tefrika roman olarak yazılışı 1988, kitaplaşması 2003 ), Gece Rüzgârları (2004), Tren Burdan Geçmiyor (2007),  Arada Kalmış Tebessüm (2010), Lacivert Taşı (2011- Eskader Roman Armağanı) Gazete Yazıları: Güzele Bakan Karınca (1997), Vaktini Bekleyen Tohum (2000 ) Anlatı:  Hevenk- Kayıp İstanbul (1993-TYB Armağanı) Radyo programları ve TV senaryoları da bulunan Çokum, Yeniden Doğmak adlı dizi senaryosuyla  Ankara Gazeteciler Cemiyeti, 1988 Basın Şeref Belgesine lâyık görülmüştür. Çevrilmiş Eserleri: Çarmıh,Bir Geminin Getirdikleri, Der Neu Mensch İn Der Türkei – Almanya(Seçkiye Katılan Öyküler) BizimDiyar, Prof.Dr.  Azize Cefarzade’nin çevirisiyle- Azerbaycan-Baku.(Roman) Tarifsiz Bir Sesin Hikâyesi, Moderne Turkse Verhalen- Hollanda (Seçkiye Katılan Öykü) Denizin Dalgası Saçların, Racconti dell Anatolia-İtalya (Seçkiye Katılan Öykü) Deli Zamanlar  Arapçaya çevrilerek Mısır’da yayımlandı (Roman) Tarlabaşı’nda Sabah Oluyor, Istanbul In Women’s Short Storıes – England ( Seçkiye Katılmış Öykü) Deli Zamanlar Arnavutluk, Bulgaristan ve Hindistan’da yayımlanmak üzere çevrilmektedir. Eserleri üniversitelerde araştırma konusu olan Sevinç Çokum’un yurt dışında da bazı eserleri üzerinde çalışmalar gerçekleşti. Ayn Şems Üniversitesinden Ayşe Abdülvahid Çırpıntılar romanıyla ilgili, Batıda Türk Göçmenlerinin  Sorunları  adıyla  yüksek lisans yaptı.(2008-2010) Ayrıca yine Mısır’da Kahire Üniversitesinden Muhammed Eyd, yazarın  Beyaz Bir Kıyı  adlı eserini dil bakımından inceleyen bir çalışma ortaya koydu.(2010-2011) İlk kitabıyla insan sevgisi ve hümanizma çizgisinde görünen Sevinç Çokum, zaman içerisinde öykü ve romanlarında değişimler yaşadı. Toplum ve birey arasındaki ilişkileri kurcalayan yazar, ilk romanlarında ulusun değerlerini kişilerine aktararak onları tarih perspektifi içinde ele aldı. Giderek insanın iç yapısındaki  derinliklere yönelen yazar,  sanatın sınırları olmayacağını savunarak evrenselliğe ulaştı. Deli Zamanlar romanıyla birlikte hikâyelerindeki ince gözlemleri, dil özenini ve ironik bakışı romanlarına taşıdı. Tren Burdan Geçmiyor ve Arada Kalmış Tebessüm, Lacivert Taşı  gibi  son romanlarında sosyal-psikolojinin verileriyle insanı anlamaya çalıştı. Abukiz adını verdiği bir felsefe ortaya atarak, çok renkli ve prizmatik bir yapı içinden dünyaya baktı. İçtenliği önemseyerek öğretilerin dışındaki doğruları aradı.  
346 syf.
·
14 günde
·
Puan vermedi
İsmimi taşıyan bir roman olması hasebiyle dikkatimi çekti "Hilal Görününce." Sevinç ÇOKUM'un da okuduğum ilk romanı oldu. Osmanlı-Rusya savaşı döneminde Türklerin Kırım coğrafyasında yaşadıkları; o bölgeye ait gelenek ve göreneklerle, söyleyişlerle anlatılmış. Kırım'ı tarih derslerinde anlatıldığı kadarıyla biliyoruzdur belki çoğumuz fakat romanda Kırım Türklerinin vatanlarına bağlılığı, gösterdikleri cesaret, özlerini ve bağımsızlıklarını kaybetmemek adına verdiği mücadele, yaptıkları fedakarlıklar ve yaşadıkları kayıplar, Rusya'nın tarih boyunca değişmeyen işgalci zihniyeti, zulmü fakat Tatarların onlara asla boyun eğmeyişi bir kere daha gösterdi bana Kırım'ın önemini ve güzelliğini... Sevinç ÇOKUM'un akıcı, arı Türkçesine, biçemine de hayran kaldığımı belirtmeliyim. Evet, Hilal Görününce okuduğum ilk romanı oldu ancak son romanı olmayacağı kesin... Tarihî roman severlerin de bir solukta okuyacağı bir kitap.
Okuyacaklarıma Ekle
215 syf.
·
9/10 puan
SOKAĞIN SESİ
Sevin Çokum’un 70li yılların İstanbul’unu anlattığı öykü kitabı.Yaş itibariyle o dönemlere çok yakın olmasam da o zamanları sokakta oynayan çocuk kategorisiyle ucundan yakaladım.Sevinç Çokum’un öyküleri nefes alıyor,yaşıyor ve yaşatıyor.Çevre betimlemeleriyle sizi hikayenin içine çekiyor ve siz kapının önünde oturup çocuk ,seyyar satıcı,araba sesleri ,çiçek ve pamuk şeker kokuları arasında hikaye dinliyorsunuz.
Okuyacaklarıma Ekle
480 syf.
·
14 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Yüzünü Sıyır Karanlığından
Sevinç Çokum'un toplam 11 kitabını okumuş oldum bu son kitapla beraber. Çokum, ailenin toplum için önemini iyi bilen ve bu şekilde eserlerinde işleyen bir yazardır. Eserlerinde genellikle kadınlar ön plandadır. Cesur, kendine güvenen, vefakâr kadınların yanı sıra küçük dünyalarında ruhsal sorunlar yaşayan kadınlara da yer vermiştir.Bu eserinde ise merkezde bir kadın değil, Yetkin isimli genç bir sosyolog yer alır. Yetkin'i anlatırken onun geçmişle olan bağlarını ustalıkla aktarır biz okuyucuya. Bu kitapta ülkemizin birçok zülfiyaresine parmak basıyor. Bu son kitabında da konu,geniş bir perspektiften bakılarak oldukça geniş bir yelpazeye sahip. Faili meçhul cinayetler, derin devlet,geleneğimiz, maziden kopuşumuz, yaşanan parçalanmalar, bir insanın yaşayabileceği çıkmazlar, olaylar ajite edilmeden, naif, samimi ve duygular geri plana atılmadan çok ustalıkla anlatılmış. Bundan sonraki kısımlar epey spoiler taşır, benden söylemesi:) Birinci bölümde,ana kahramanımız Yetkin'in anlatımıyla onu ve ailesini tanıyoruz. Polis olan babası Eşref Bey ile hemşire olan annesinin evlilikleri, ev yaşantıları, baba-oğul ilişkileri, ilk gençlik aşkı Kumsal'ı, rüyalarıyla tedirgin eden komşu Çınçın Meserret'i, sıcak, samimi, pürüzsüz, sade bir Türkçe'yle okuyoruz. Sevinç Çokum, ana kahramanımız Yetkin'e , babası Eşref Bey ve annesini anlattırırken, okuyucuyu sıkmadan, anlatımı boğmadan, sözü uzatmadan kararında bir anlatım tarzını kullanıyor. "Babam gitti sırlarıyla... Hayatını, enine boyuna anlatmadı, babam duvarların arkasından konuşan bir adamdı, dilsiz orkestra idarecisi adeta." s 19 "Hayal de sadece gerçeği aramak için kullanılır bizim cephemizde. ' s. 46 İkinci bölüm harika bir epigrafla başlıyor: " Kayıpsa bir şeyler, alaca sabahsa, göremiyorsan gerçek nerede ya da düşlerin, o zaman bırak, aç perdeleri, yeni bir günü bekle... "S. 72 Macit' in Yetkin'e söylediği söz ve Yetkin'in babası ile ilgili düşüncesi 2.bölümün özeti. 'Baba insanın sırtında ceketi gibidir. ' diyordu. Benim ceketleri vardı fakat sırtım ısınmamıştı o anlamda. Sadece sırtımı ısıtacak bir ceketin varlığını duymak isterdim babamın bana karşı davranışlarında. Yoktu. Sırtım hep üşüdü. S. 187 2.bölüm Yetkin'in babasıyla ilgili hisleri, babasıyla arasındaki mesafeyi anlatıyor ve babasının Fulya ile ilişkisi biz okuyucularla buluşuyor. Yetkin, babasının Fulya ile buluşmasında babasının diğer yüzüyle tanışıyor. Babasının duygusal bir yapıda olduğunu, yazı yazdığını öğreniyor. Fulya'ya kızamıyor mesela. Bu bölümde faili meçhul cinayetlere de epey gönderme yapılıyor. 90 lı yıllar ve faili belli olmayan ama derin devlet ilişkilerine de atıf yapılmış. 3.bölümde Yetkin hala babasının bilinmezliklerinin peşinde, onu kuşkulu ölümü aklını kurcalamaya devam ediyor. Bu bölümde yakın arkadaşı Atalay'ın da faili meçhul ölümü onu iyice mutsuz hale getirir. Her şey bir sis perdesi arkadasında sanki Yetkin'e göre. Babasının sevgilisi Fulya ile görüşmeye devam eder, bir yanı annesine ihanet ettiğini söylese de onda Kumsal'ı hatırlıyor olsa gerek ki onu ziyaretten vazgeçmez. Yetkin'in annesi, Eşref Bey'in ihanetine, yaşadıklarına bir perde çerekerek yaşadıkları evden taşınır. 4.bölüm Yetkin mazide yaşadığı kişilerle denk geliyor, Meserret'i görüyor sohbet ediyor, Kumsal'ı açtığı resim sergisinde ziyaret ediyor. Doktor sevgilisi Pervin 'e rağmen aklı hep Kumsal'da. Mazi hep yara olarak kalıyor yüreğinde. 5.bölüm" Hayat pişmanlıklar zinciridir. Ama yıllar sonraki doğruların, sana bazı şeyler anlatır. " epigrafı ile başlar. " Arabesk bir çeşit yeraltı senfonisiydi. Karanlıklarla, acıyla karılıp yaşama hazzına dönüştü, sonra yeniden karardı, bahtına büküldü ;acı orada yüz buldu, aşkın belalısı orada yüz buldu, çok çocuk orada ışıdı, orada soldu. "358 " Roman çok güçlü bir ifade aracıdır. Siyasetçilerin anlattığı hayal klişelerini dümdüz eder. Roman yanlışı, yalanı görür ve gösterir. Bütün bir evreni hisseder ve hissettirir. "s. 386 Eserin son bölümü tüm gizemin çözüldüğü bölüm oluyor. Babasının ölümü açığa çıkıyor, lakin Yetkin öğrendikleriyle de bir yıkım yaşıyor....
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.