Arada Kalmış Tebessüm

·
Okunma
·
Beğeni
·
640
Gösterim
Adı:
Arada Kalmış Tebessüm
Baskı tarihi:
Eylül 2012
Sayfa sayısı:
282
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054683284
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Modern Türkçe edebiyatın diri sesi Sevinç Çokum, 2000'li yıllara adım atan Türkiye'nin yakın geçmişine dair etraflı bir muhasebe yapıyor. Sınıf çatışmaları ve sanatçının hayatla ne denli iç içe olabildiği gibi temel meseleleri incelikle ele alıyor.

Ankara, İstanbul, Yalova üçgenindeki dört eski arkadaşın serüveniyle paralel ilerleyen romanda, 1999 depremi ve neredeyse aynı dönemde ama yalnızca dimağlarda yaşanan diğer bir büyük sarsıntının, sonuçları açısından ne kadar benzer olduklarını görüyoruz.

Peki, o dipsiz, birbirine dayanan, renksiz varoş evlerinde yaşayan ve kırlarını yutmuş sokakların birbirine benzer insanlarından oluşmuş kitleler? Onları hep gri, beyaz, kurşuni renklerde boz bulanık görüyordum; şehir eteklerinde üst üste yaşamanın, üst üste düşünmenin rengiydi bu. Otobüslerde üst üste giderlerdi; birbirlerinin soluklarını soluyarak... Kimdi bunlar? Bir cinayette buluşmaları ne de çabuk, ne de kolay... Bu ülkenin insanlarıydılar. Kimse duymuyordu onların cümlelerini, kimse temsil etmiyordu onları. Kayıp ovaların insanlarını...
282 syf.
·3 günde·10/10 puan
Sevinç Çokum'un okuduğum üçüncü kitabı Arada Kalmış Tebessüm.Kitap bir Türkiye panoraması . 12 Martı, 12 Eylülü, 28 Şubatı görmüş bir nesil, onların çocukları ve ortaya çıkan Türkiye gerçeği. Bir evde farklı görüşte birçok kişi. Gençlerin birbirini kırdığı sancılı yıllar...
Kimi zaman darbelerin kılıfı olan ifadeler:Özgürlük, barış, demokrasi, İslamiyet, adalet, eşitlik, Atatürkçülük... İyi yerde ve kötü yerde kullanılarak ülkemiz insanını bölmüşler... İşte bunu kişiler üzerinden Abukizmle anlatan bir eser bu kitap.
Çok kişi ve çok olay var lakin bunların hepsi toplumdaki değişiklikleri ve değişen toplumu anlatmak için de veriliyor.
Abukizm romanın odağına gelip yerleşiyor ve sözcük olarak da teknik olarak da eserde kullanılıyor.
Abukizm ışığında resim yapan Feda ise eserin odak noktası. Onun anlatımıyla ilerler eser. Toplumsal çizgiden bireysele giden tablolarıyla dikkat çeken bir ressamdır.
Ana karakterimiz Feda'nın yaşadıkları, geçmişi, yalnızlığı bilinçakışı tekniğiyle ve geriye dönüşlerle çok başarılı işlenmiş.
Feda'nın Yalova'da geçen ilk gençlik yılları ve dört arkadaşın kurduğu "Yaylı Sazlar Dörtlüsü" grubunun yaşadıklarına da geriye dönüş tekniğiyle tanıklık edeceksiniz. Feda, Gülheves, Ilgın ve Güney dörtlünün üyeleri. Eserde Feda üzerinden hakkında çokça şey öğrendiğimiz kuzeni Günce de var.
Feda'nın yalnızlığı son derece başarılı işlenmiş.
Yakup Kadri'nin Ankara romanına da gönderme yapılan eserde alıntı yapılan kısımda Atatürk'le ilgili verilen kısımlar onun mütevazı yaşamını gözler önüne serdiği için çok değerli...
Eserde İran Şahı ve Prenses Süreyya'dan tutun, 99 Marmara depremine, ünlü ressamlara, üfürükçü hocalara kadar kurgu çok geniş...
Olayların değil durumun ön planda olduğu başarılı ve postmodern özellikler taşıyan bir eser. Yazar roman tekniklerini çok ustaca kullanmış. Edebi eser okumayı seviyorsanız listenize ekleyiniz...
282 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Bitirdiğimde benim de yüzümde arada kalan bir tebessüm belirdi. Kurgusuyla, içerdiği fikirlerle, kişileri ve değindiği tarihsel dokuyla hiçbir satırı atlanmadan okunması gereken bir roman bu. Ayrıca kıymetli yazarımız Sevinç Çokum’un da kendi kaleminden şiirlerinin bölüm başlarında yer alması farklı bir güzellik katmış esere.
Romanın baş kahramanı Feda, arada kalmışlığımızı, yalnızlıklarımızı, yoksunluklarımızı ve küskünlüklerimizi kendi yaşanmışlıklarıyla yüzümüze vuruyor. Feda’nın annesi, babasını tercih ederek aileden dışlanıyor. Feda da elbette ki bu dışlanmadan nasibini alıyor. Fakat kendisi de fizik, matematik, iktisat gibi somut bir işle uğraşmak yerine abukist bir ressam olarak babasının eleştiri oklarını üzerine çekiyor. Elbette abukizm felsefesini eşe dosta, dünyaya anlatmak gibi bir misyon da yükleniyor. Feda’nın ağzından biz de Sevinç Çokum’un ortaya koymuş olduğu abukizmi öğreniyoruz:”Abukizm birçok şekilde tanımlanabilir. Olmazların oluru diyebiliriz söz gelimi. Çelişkiler yumağı... Böyle de tarif edilebilir. Oynadığımız rollerin hangilerinin doğru ve doğal olduğunu arayan ve soran düşüncedir abukizm.” “Bize kendimiz olmaya fırsat ve imkan vermeyen her türlü ideolojinin ve yaşama tarzının reddi. Öldürerek, aldatarak adaletsizce sahip olunan bir dünyanın reddi.”
Feda’nın sosyolog dayısı Duran Usveren, soyadıyla müsemma ancak mesleğine ters bir kahraman. Araştırmaları, yüzlerce uzman tanıyışı, binlerce kitap devirişi toplumun üstünde olmasını sağlayamıyor. Toplumun dayattığı zengin-fakir çatışması ve içinde yer aldığı üst(!) sınıfı terk edemiyor.
Romanda yoksul-zengin, saçma-akla uygun, aşk-nefret, pozitif bilimler-sanatlar çatışmasını diyaloglar, olaylar, mekanlar üzerinden ortaya koyuyor yazar.
Yakup Kadri’nin “Ankara” romanıyla Kurtuluş Savaşı ve sonrasının, mitingin ortasına sürüklenen Birol Morca kahramanıyla 1 Mayıs 1977’nin, çeşitli etkileriyle ve romanın esas vurucu darbesini ortaya koyan çekirdek olayıyla 17 Ağustos 1999 depreminin, Ecevit’e fırlatılan anayasanın ve yazarkasanın, 1960 darbesi ve diğer darbeler, Kore Savaşı, Kıbrıs Çıkartması gibi birçok tarihi sarsıntıların romanın çeşitli yerlerine serpiştirildiğini görüyoruz.
Yaylı Sazlar Dörtlüsü Gülheves, Ilgın, Feda ve Güney çocukluktaki arkadaşlıkları, heves ve sevdalarıyla ayrıntılı şekilde anlatılıyor.
Roman tarihi ve toplumsal gerçekliğin üzerine kurulu geniş bir yelpaze sunuyor bize. Yazarın bu sunuşta tamamen tarafsız ve hümanist bakış açısı da saygıya değer bir tutum. Mesela sağcı Avukat Meriç ve solcu Seyhan Amca yaşadıkları acıların ortaklığıyla anlatılıyor.
Feda’nın ve çevresindeki insanların aşka ve gönül ilişkilerine bakışı, yaşadıkları da geçiştirilmeden çeşitli ayrıntılarla veriliyor.
Ekonomi, sosyoloji, resim, müzik gibi alanlarla ilgili sanatçılar ve eserler de romanda dikkat çeken bir başka unsur.
Hakim anlatıcının olduğu eserde parantez içinde de Feda’nın ağzından kahraman anlatıcı devreye giriyor. Öte yandan Gülheves’in Feda’ya mektubu da anlatımın içine yedirilerek verilmiş.
”Ne içindi o darbeler? Çizgilerin dışına çıkanlara bunun bedelini ödetmek için... Ama hiçbir zaman açları doyurmak, işsizlere iş bulmak, dünyaya temiz göğünü, kırlarını, tepelerini, sevgilerini, çiçeklerini, hayvanlarını, sularını geri verebilmek için değil! Her tarafta böyle oldu inan! Ekmek çalan çocuklar, kibritçi kızlar eksilmediler dünyamızdan.”(167)
”Ben diyorum ki, iyi bir Müslüman’la iyi bir laik, iyi bir Hristiyan veya iyi bir ateist aynı insanlardır. Önemli olan insana has değerlere ne kadar bağlı kaldığımız.”(180)
”Suyun bir taşa çarpması gibidir başlangıç...”(şiirin ilk dizesi,147)
282 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10 puan
Geç tanıdığım yazarlardan birinin akıcı kitabı. Anlatımı o kadar içten, dili o kadar güzel ki bir solukta okunacak kitaplardan.
Romanda olay değil de durumlar ele alınıyor. Başkahraman Feda'nın 78'lere uzanan çocukluğu, o yıllarda kurulan masum arkadaşlıklar, günümüz sosyetesinin eleştirisi, arada kalmış aşklar, beklentiler... Eleştirilerini satır aralarına öyle güzel sıkıştırmış ki hiç sıkıcı gelmiyor.
Ankara betimlemeleri beni üniversite yıllarıma götürdü. O güzel şehri güzel anlatmak için orada yaşamak gerekir, orada yaşayan her bakışında başka görür Ankara'yı. Ahh Ankara!..
Eski Ankara'yla yeni Ankara'yı da Yakup Kadri'nin Ankara'sından alıntıladığı metinlerle karşılaştırmış.
Beni en çok da dili etkiledi. Artık günümüzde sadece ağızlarda kullanılan ya da Eski Türkçede kullanılan şıvga vermek, fışkın fışkın ötmek, ibrim ibrim, içi bunguldamak, burgaç gibi öz Türkçe kokan sözcükler romanın anlatımını özgün kılmış.
Günümüz Türkiyesinde "Abukizm"i benimseyen çok insan var. Güzel bir felsefe.
282 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Abukist ressam Feda Alaca belli bir yaşa gelince arayışa girer. Eski sevdikleri ve yakın arkadaşlarına uğrar. Zaman akmıştır. Hiçbir şey eskisi gibi değildir.
Dayısı Prof.Dr.Duran Usveren üst kesim insanıdır. Böylelikle sınıfsal farklılık ele alınır. Feda'nın sevdiği kızın başörtülü oluşu ve ailesi tarafından kabullenilmemesi, 1960 İhtilali, 1 Mayıs 1977 olayları, 28 Şubat süreci tarafsız bir çerçeveden ele alınmış. Sevinç Çokum'un eserlerindeki siyasi bakış görüşlerime çok yakın olduğu için severek okuyorum.
Arkadaşı Güney ile buluşması, Ilgın ile düşünceleri, Gülheves ile buluşması zamanın ne kadar hızlı aktığını hissettiriyor. Ayrıca dayısının kızı Gülce ile yaşadıkları, Gülce'nin abukist resmini yapması eseri hareketlendiren bölüm olmuş. Zamanın akışının hissedilmesi, ben de yaşlanıyorum galiba, dediriyor.
Olayların ikinci plana atıldığı daha çok bilinç akışı tekniğinin işlendiği eseri severek okudum.
"Abukizm, yeni bir felsefe değildir; başlangıçtan beri vardır, hükümlüdür, belirgin bir rengi yoktur. Eflatundur, turuncudur, gridir, petrol rengidir, küf yeşili, vişne moru, narçiçeği, yavruağzıdır. Sınıf ayrımı gerçeğini kabul eder, ama buna karşı direnir. Güçlülerle, güç sahibi olamamışların kavgasını ezeli bir dram olarak ortaya koyar."
282 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
"Abukizm, yeni bir felsefe değildir; başlangıçtan beri vardır, hükümlüdür, belirgin bir rengi yoktur. Eflatundur, turuncudur, gridir, petrol rengidir, küf yeşili, vişne moru, narçiçeği, yavruağzı sır. Sınıf ayrımı gerçeğini kabul eder, ama buna karşı direnir. Güçlülerle, güç sahibi olamamışların kavgasını ezeli bir dram olarak ortaya koyar." Felsefesini böyle açıklıyor yazar. Ona göre hepimiz farklı farklıyız, hepimiz bir rengiz. Ancak bir arada uyum içinde yaşayabiliriz. Zaten kitapta da ülkeyi Birol Morca'nın bestelediği konçertoya benzetiyor. Farklı farklı ama uyum içinde.
.
Kitap merkezinde Feda adındaki bir "Abukist" ressam var. Onun yaşadıklarını zaman zaman bilinç akışı tekniğiyle, zaman zaman geriye dönüşlerle öğreniyoruz. Kimi zaman sayıklamalar olarak da düşünülebilecek olan duygu ve düşüncelerine de şahit oluyoruz. Daha en başta Feda'nın sessiz çığlığını duyuyoruz: "Beni ailenin yoz bir dalı saydınız. Bırakmadınız yeşereyim. Ressam Ramadan Radoviç'i tanımamı engellediniz. Adnan Kırkbayır'ı da... Onları çok iyi tanıyordunuz. Fakat yanaşmadınız. Ben yeteneksiz biriydim, konuşamayan, düşünemeyen, takıntılı, uğursuz. Daha birçok konuda beni yalnız bıraktınız...
.
Feda'nın yakın çevresini de görüyoruz eserde. Yakın arkadaşları ve "Yaylı Sazlar Dörtlüsü" olarak tanınan Feda'dan başka Gülheves, Ilgın ve Güney...Bir de dayısı Duran Usveren'in kızı Günce...
.
Karakterler bir yandan kendi iç sorunlarıyla boğuşup iç çatışmalarını çözümlerken arka planda da yakın tarihimizin bir portresi çiziliyor. 1977 yılının 1 Mayıs'ı, 12 Eylül, 28 Şubat, 12 Mart Muhtırası, Özal dönemi, Ecevit'e ana yasa kitapçığı fırlatılması, koalisyon hükümetleri, ekonomik krizler, deprem, tarikatlar (Leylakî / Leylekî Efendiler) değinilen konular arasında. Bir de kuşak çatışmaları...
.
Ayrıca bölüm başlarında bulunan ve yazarın "Tren Burdan Geçmiyor" romanının kahramanı Sokak Çocuğu Sonsuz (S.Ç.S) ağzından yazılan şiir parçaları da esere güzel bir hava katmış.
Sevgi belki de milyonlarca anlardan birindeki birkaç saniyedir; fakat o birkaç saniye aslında ömürleri içine alabilir.
"Ne dolaşıyorsun lan oğlum?"
"Yoklukla terbiye oluyorum abi"
" Manyak mısın sen yav? Yoklukla terbiye olunmaz ancak ifrit olunur. Varlıkla var olmaya bak sen! Yürü hele..."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Arada Kalmış Tebessüm
Baskı tarihi:
Eylül 2012
Sayfa sayısı:
282
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054683284
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Modern Türkçe edebiyatın diri sesi Sevinç Çokum, 2000'li yıllara adım atan Türkiye'nin yakın geçmişine dair etraflı bir muhasebe yapıyor. Sınıf çatışmaları ve sanatçının hayatla ne denli iç içe olabildiği gibi temel meseleleri incelikle ele alıyor.

Ankara, İstanbul, Yalova üçgenindeki dört eski arkadaşın serüveniyle paralel ilerleyen romanda, 1999 depremi ve neredeyse aynı dönemde ama yalnızca dimağlarda yaşanan diğer bir büyük sarsıntının, sonuçları açısından ne kadar benzer olduklarını görüyoruz.

Peki, o dipsiz, birbirine dayanan, renksiz varoş evlerinde yaşayan ve kırlarını yutmuş sokakların birbirine benzer insanlarından oluşmuş kitleler? Onları hep gri, beyaz, kurşuni renklerde boz bulanık görüyordum; şehir eteklerinde üst üste yaşamanın, üst üste düşünmenin rengiydi bu. Otobüslerde üst üste giderlerdi; birbirlerinin soluklarını soluyarak... Kimdi bunlar? Bir cinayette buluşmaları ne de çabuk, ne de kolay... Bu ülkenin insanlarıydılar. Kimse duymuyordu onların cümlelerini, kimse temsil etmiyordu onları. Kayıp ovaların insanlarını...

Kitabı okuyanlar 18 okur

  • Birkan Uzunoğlu
  • Betül ŞEN
  • Sıla Akgül
  • Glsm
  • Seher Yerlikaya
  • Yunus ÇİNÇİN
  • Mutlu Özçelik
  • Gülşen Güzey
  • Arzu Polatkan
  • Harun Eytemiş

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%58.3 (7)
9
%8.3 (1)
8
%0
7
%0
6
%8.3 (1)
5
%8.3 (1)
4
%0
3
%8.3 (1)
2
%0
1
%8.3 (1)