Kişi ölümden çok, ölümün eşlik ettiği mutlak yalıtımdan korkar. Hayatı hep ikişer ikişer sürdürmeye çalışırız, ama her birimiz tek başımıza ölmeliyiz- kimse bizim için ya da bizimle birlikte ölemez. Yaşayanın ölemden kaçınması, nihai mutlak terk edilmenin işaretidir.
Bazı insanlar kindar bir zafer hayaliyle güdülürler hayatları boyunca; bazıları kederle sarmalanır, yalnızca huzur, ayrılma ve acıdan kurtulma hayalini kurarlar; bazıları hayatlarının başarı, zenginlik, güç ve gerçeğe adarlar; diğerleri kendini aşmayı araştırır ve kendilerini bir dava ya da başka bir varlığa kaptırırlar - sevilen biri ya da ilahi bir öz; diğerleri ise hayatın anlamını kendini gerçekleştirme veya yaratıcı ifadede bulurlar.
Hayat geçici. Her zaman, herkes için. Ölümü bedenlerimizde taşıyoruz. Ama bunu hissetmek, belli bir ismi olan belli bir ölümü hissetmek çok daha farklı bir durum.
Budistler, ölümü sol omzunuzda taşıyarak yaşamanızı önerirler; ben ise bazen her iki omzumda birden taşıdığımı ve hatta bedenimin içine sızdığını hissediyorum. Elbette, aslında başından beri oradaymış.