Duygu

Duygu
@Dramers
"Velhasıl, bu dünyada mevcut tüm çiçeklere ve öte dünyadaki tüm tanrılara rağmen Şeytan küllerimize üflemeye devam edecektir. Kesin bir şey var: Hayatın hiç anlamı yok; ama başka bir şey daha da kesin: Sanki bir anlamı varmış gibi yaşıyoruz".
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
"DEB'li yetişkinler en zor görevle karşı karşıyadır: Kendilerine karşı nasıl sevgi dolu olacaklarını öğrenmek. Bu en büyük mücadeledir çünkü bunu yapabilmek için benlik olarak tanımladığımız savunmalarımızı yavaş yavaş dökmemiz ve yeni topraklara girmemiz gerekecektir." "Eğer aktif olarak sevmeyi başarabilirsek ne dikkat eksikliği olur ne de bozukluğu." Bir takım alıntılar sonrası kitaba ve içeriğine gelecek olursak: Gabor Mate'in DEB li bireyler üzerine yazdığı bu kitap, deb'in kalıtsal aktarımının yanında çevresel ve psikolojik faktörlerine ve iyileşme sürecine ve deb'in kökenine değinmiştir. Bu hastalığın çocukluk ve yetişkinlik evrelerini ele almış ve bundan muzdarip kişilerin hayatlarından alıntılar ile örneklendirmeler yapmıştır. Kitap hem bilinçlendirici hem öğretici olduğu kadar deb'e karşı bakış açınızı değiştiren bir okuma seyri veriyor. Bir alıntı daha gözüme çarpmıştı o da şuydu; "kısacası deb'li ebeveynler olmamalı" bu başta bencilce gelebilir fakat Mate'in değindiği konu anlaşıldığı sürece mantıklı geliyor, çünkü kitaba göre deb'li ebeveynlerin deb'li çocukları olma olasılığı yüksek potansiyelde nedeni ise deb sadece kalıtsal materyal ile aktarılmıyor çevresel ve psikolojik faktörlere de dayalı bu yüzden sağlıklı bir ebeveynlik anlayışı için de deb' li ebeveyn olmamalı alıntısı mantığa yatan bir düşün.
Cidden böyle mi olmalı??
Milyonlarca insan derin bir sefalet içinde doğuyor,yaşıyor ve ölüyor. Böyle olması gerekiyor mu? Doğuştan zeki milyonlarca insan hayatları boyunca hayvan gibi yaşamaya mahkum bırakılıyor. Sayısız küçük kardeşim kabalığa, acımasızlığa teslim ediliyor. Peki böyle mi olmalı?
Korkunun en büyük olduğu dönemlerde inanç elbette artar. Önemli olan da bu: korku inancı doğurur; bir tanrıya gereksinim duyarız ve onu isteriz,ama istemek onu var etmez. İnanç ne kadar ateşli, ne kadar saf,ne kadar etkileyici olursa olsun tanrının varlığının gerçekliği konusunda bir şey söylemez.
Kişi ölümden çok, ölümün eşlik ettiği mutlak yalıtımdan korkar. Hayatı hep ikişer ikişer sürdürmeye çalışırız, ama her birimiz tek başımıza ölmeliyiz- kimse bizim için ya da bizimle birlikte ölemez. Yaşayanın ölemden kaçınması, nihai mutlak terk edilmenin işaretidir.