Avcı-toplayıcıların genelde birbirlerine zararı olmazdı. Çünkü ekonomileri sağlıklıydı (çoğunun bizden çok boş zamanı vardı); göçebe olduklarından eşyaları azdı, hırsızlık ve haset hemen hemen hiç yoktu; hırs ve kibir sadece toplumsal tehlike olarak değil neredeyse akıl hastalığı olarak da görülüyordu; kadınlar gerçekten siyasi güce sahipti ve oğlan çocukları zehirli oklarını alıp gitmeden önce dengeleyici ve yatıştırıcı bir rol oynuyorlardı; ciddi bir suç işlendiğinde -örneğin cinayet- topluluk birlikte hüküm ve ceza verirdi. Avcı-toplayıcıların çoğu eşitlikçi demokrasiler oluşturmuştu. Şefleri yoktu. Tepesine tırmanma hayali kurulacak bir siyasi hiyerarşi ya da şirket hiyerarşisi yoktu. Kendisine başkaldırılacak kimse de yoktu
Avlanma içgüdüsünün kökeni türümüzün evriminde çok eskilere dayanır.Avlanma ve dövüşme içgüdüleri çeşitli görünümlerde birleşir. (.....) Kana susamışlık insanoğlunun öylesine ilkel bir parçasıdır ki yok edilmesi çok zordur. Özellikle de dövüş ya da av, eğlencenin bir parçası olarak sunuluyorsa...
William James Psikoloji, XXIV (1890)
Eğer bir şeyi sadece nitel olarak tanırsak onu ancak
yüzeysel olarak bilebiliriz. Ama eğer nicel olarak tanırsak -
yani onu sonsuz sayıdaki başka olasılıklardan ayıran bazı
sayısal ölçümleri bilirsek- o zaman derinlemesine kavramaya
başlayabiliriz.
Küçük ya da büyük, kapitalist ya da komünist, Katolik ya da Müslüman, batılı ya da doğulu, bütün ülkelerde hemen hemen her zaman, ezici yoksulluk ortadan kalktığında nüfusun katlanarak büyümesi de yavaşlıyor ya da duruyor. Buna demografik geçiş deniyor.