Birden bire çok fazla kişi tarafından paylaşıldığını ve sevildiğini görerek meraka düştüğüm yazarın, okuduğum ilk eseri oldu. Diğerleri de hazır bekliyorlar.
Türk edebiyatı benim için daha kapısı çok sık çalınmamış bir dünyadır diyebilirim. Bu konuda iyi bir şekilde influence olduğuma çok mutlu oldum çünkü hiç merak edip okumayacaktım belki de ama söylendiği kadar varmış gerçekten.
Böylesine ilginç bir konusu olan kitap tabii ki kısa zamanda aktı gitti, yazarın kalemi de ne kadar eğlenceli ise elime aldığımda hep devamını merak ederek bıraktım.
Konusu ve sonu yönünden bolca ters köşe yediğim bir kitap oldu, bir şeyleri tahmin etme konusunda da oldukça kötü olduğumu düşünürsek çok şaşırtıcı değil aslında.
Kitabın sonuna doğru baktım belki de yazar açıklamasında yaptığının tersini yaparak cinleri perileri gerçek yapacak, sonunda da hepsi telef olacak sanmıştım. Utanmam gerekir, böylesine usta bir insan tabiki asıl gerçeği aslına daha yaraşır bir şekilde bitirecek, ben anlamamıştım. Ana kapılıp Muhsine gibi ben de her şeye boyun eğmiştim, geçmiş yıllardaki insanların düşüncelerini ve inançlarını düşünürsek sonunu bu kadar güncel beklemememin sebebi çok belli aslında. Ama yazar öyle zeki bir insanmış ki bu sonu şimdi bile yapılabilecek bir gerçeklikle açıklamış.
Kitabın zamansızlığını, insanoğlunun her dönemki aç gözlü davranışlarını ve cahilliğini ele almasına bağlıyorum, tabii ki Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın eşsiz kalemi ve nüktedan kişiliğini de unutmayarak.