"Aptal bir bağ yüzünden değil sen istediğin için yanıma gelmeni istedim. Orada durup birilerinin seni sürekli ellerimin arasından almasını beklemenin nasıl bir his olduğunu biliyor musun? Sence zevk uğruna mı bunu senden gizledim? Ne istediğini bilmiyordun bile. Sarayıma gelip kapımın önünde dikildin, tek derdin senden aldığım taşı geri almaktı. İçeriye girip Arını ne kadar sevdiğinden bahsettin!" Nefes nefese kalmıştı. Gözlerinden alevler fışkırıyordu.
"Ben deniyorum!" Ona doğru eğildim. "Elimden geleni yapıyorum . Sürekli sizin için iyi olmaya çalışıyorum. Aptal beklentilerinizi karşılayabilmek için daha ne yapmam gerekiyor. Bana burada sırtını dönemezsin!"
"Sana sırtımı dönmüyorum. Sana nasıl sırtımı dönebilirim? Tüm hayatım boyunca yaslandığım tek şey senin hayalindi!"
Onun için hayat böyle geçmiş olmalıydı. Kafasına koyduklarını yaparak. Ben hep anı yaşayarak geçirmiştim ömrümü. Onunsa sürekli yarını düşünmesi gerekmişti. Hem de kendisi için bile değil. Benim tasasız yarınlarımın mimarı oydu.
"Aşık mı olacağım ben sana?" diye sordum meraklı bir çocuk gibi.
"Mecbur değilsin," diye güldü.
"Aklımda tutarım" diye takıldım ama bana bakıp başını iki yana salladı.