Kemal Varol bu romanında yalnızlık ve acıyı öyle derin ve gerçekçi bir şekilde işlenmiş ki, bir süre sonra sadece okuyan değil, yaşayan biri haline geliyorsunuz.
Karakterlerin hissettikleri, yaşadıkları kayıplar o kadar samimi aktarılmış ki, ister istemez kendinizden parçalar buluyorsunuz.
Anlatılan acılar sadece karakterlere ait kalmıyor sizi de o duyguların içine çekiyor.
Dili ise oldukça akıcı ve sade. Okurken yorulmuyorsunuz, aksine sayfalar su gibi akıp gidiyor.
Kısacası bu roman, yalnızlığı, kaybı ve insanın iç dünyasındaki kırılmaları sade ama güçlü bir dille anlatan, okuru derinden etkileyen bir eser. Okurken hüzünlenmekten kaçamayacağınız ama buna rağmen elinizden bırakmak istemeyeceğiniz kitaplardan biri.
Samir'in gitmeden önceki gece sürekli dinlediği ve Eléonore'un bir türlü sözlerini hatırlamadığı şarkı dahil pek çok şarkıdan bahsediliyor kitapta. Son sayfa da tüm bu şarkılara ulaşabilmemiz için bir karekod bırakılmış, çok güzel bir ayrıntı. Ancak ben kitabı bitirdikten sonra Kenan'ı, Eléonore'u, Harun'u düşünerek bir de şu şarkıyı dinlemenizi tavsiye ederim:
Bir çiçek ümit içinde nasıl kaybolur?
O çiçekten bal tutacak arı mahvolur
Kalbimde yatan sensin, gözümde tüten
Seni benden alıp giden kader utansın
(Aşkın Nur Yengi - Kader Utansın)
Yanımda kalmasını isterdim.
Bir ömür boyu susmasını, yıllarca o tavan arasında saklanmasını... Ama biliyordum, onun için en doğrusu gitmekti. Çünkü bazı insanlar "gitmek" fiiliyle yan yana
yaşardı bu dünyada. Aşkmış, vefaymış, zamanmış, ömürmüş...hepsi boş bir hikâyeydi. Bazı kalpleri zincirlesen de durmazdı; gözleri hep uzak vollara takılırdı.
Eski sevgililer bazen kalbimizin en dar, en ince kılcal damarlarından sızar; yılların tuzuyla birlesen gözyaşı kanallarına, içimizde bıraktıkları o boşluğa yerleşirlerdi. Adına özlemek denilen, unutturmayan o ıslaklık... Ne kadar istersek isteyelim çekip gitmezdi.